huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2010 Pazar

......... ..

eller titrerken ve beyin inanılmaz bir devinim halindeyken klavyeyle bağ kurmaya çalışmak anlamsız da gelebiliyormuş; ama "inat etmek" eylemi tavan yapmışken durmasın dedim.
devrilen ince belli bardakların sonunda elde edilen boşluk gibi bir hikaye işte karşında duran.
farkı var; ama farkı anlatacak elleri yok!
gözleri var; ama görmesi gereken çift göz karşısında yok!
bu zormuş,
bu çok zormuş...
uzansam beyaz çarşafa, yukarıda asılı kalsa geometrinin yuvarlak beyazlığı...
geri dönsem tekrar bilmem ne kaç saat öncesine...
merdiven basamaklarından inerken, arkaya bakmak için can atsam ve bakarsam her şeyin karışacağını düşünmekten alıkoysam kendimi...
bu zormuş,
bu çok zormuş...
beyni durdursam be sevgi, beyni bi durdursam...
sanırım her şey daha kolay olacak hım ne dersin?
ama durdurmamı hiç istemezsin ki!

mavi bar huzuruna...
ve
sadece sana...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

sessiz ve acelesiz



bahçede ıhlamur
masamda incir rakısı

28 Ocak 2010 Perşembe

nefes aldığı sanılan bardak

sola doğru kıvrılmış, akışa geçmişti işte varlığım.
önce sola, sonra sağa hatta tekrar sola bakmam öğretilmemiş miydi on yıllar önce!

neden bilmiyorum; ne sola bakmıştım ne de sağa! sadece maviye odaktı gözlerim, yüreğim...


özlemek, neydi, inan artık hatırlamıyorum, hatırlayamıyordum...

belki de bilinçli bir dışavurumdu benimkisi!

özledikçe, kaybedişler;
kaybettikçe özlemler çoğalıyordu.

ben bırakmıştım özlemeleri,
kaybedişler bırakmıştı beni.
bu yeni oyunda herkes rolünü benimsemiş, yalandan da olsa adımlıyordu, adımlamaya çalışıyordu...

küçük zihnimden bu düşünceler akarken,
girdiğim ara sokakta bir araba sahibi paralel park yapmaya çalışıyordu.
sığınmak isteyişi içimi burktu. o dar sokakta bulduğu minik delik, o'nun kök salmak isteyeceği koca bir evrendi oysa ki!

kendini o iki araba arasına sabırsızca yaslamak isteyişi nedendir bilinmez içimi daralttı.
yalnızlık kokusu etrafımda kol geziyordu.

sanırım gerçeklik sandığım bu düşünceler ağır gelmişti minik zihnime.
sonra,
toparladım kendimi.

ara sokaktan sıyrılırken, kadim dostum sahafım ve içeriye nefes veren İlhami abi'ye selam eyledim.
yol verdiler bana, ben de sana geldim.


işte asıl gerçeklik sendin.

tüm gerçekliğinle sermiştin, sunmuştun kendini bana.

derin bir iç çekiş hatırlıyorum.

sonra,

sonrası...



geldi sıcacık çayım.
biliyor musun?
iki çay istedim.

evet, garip değil mi?

iki çay geldi.
nefes aldığı sanılan bardaktı bir tanesi, oysa ki halâ nefessizdi...
bir bardak; iki küp şekerle, bir bardak da tek küp şekerle bütünleşti.
soysuz çay kaşığı yedi bitirdi şekerleri...

evet, artık hazırdı.

masa da, deniz de, çay da, gökyüzü de, yağmur da, şehrin yavaş yavaş nefes almaya başlayan ışıkları da...
bir ben hazır değildim.

bir de sen!

ben kendi kaybolmuşluğumda boğulurken;
sen, kaybolmuşluğunda iyice "karanlık" diye haykırıyo
rdun!
benim umudum vardı.

sen susuyordun.

ben uzaklara dalıyordum; ama hiçbir şey düşünmüyordum, gidiyordum, gelemiyordum;

sen ise; gitmiyordun, gidemiyordun...

kulağımdan kaçıncı kez akıyordu bu fransızca şarkı.

bilmiyordum.

yakacaktım bir sigara...

kabul ettim sonunda; evet bunu seviyordum!


26.01.2010
17:42


.................................................

photo(s): mavi kuş

31 Aralık 2009 Perşembe

yılın başı dedikleri

ben anlamam bu, yılın başı etkinliklerinden;
amma, sevdiğim insanlarla aynı ortamda nefes alacak olmam, bu etkinlikleri eşsiz kılıyor.
ne yapıyoruz efendim,
tabi ki, güzel evimizde annenin kucağında, babanın koltuklarının arasında yüzümüzü güldürüyoruz.
kardeşimin yokluğu, abimin hasreti buruk bir tat bıraksa da ruhumuzda, yine de huzurlu bir ailemiz mevcut.
bunun devamı niteliğinde, tüm ömrümüzün sağlıkla, huzurla geçmesini temenni ediyoruz...

ve;
kalenin karası olan kırmızı mı kırmızı şarabımızı yudumluyoruz,
pikabımızdan, johnny cash amcamızın sesi bizimle buluşuyor...
tikler taklar geçip gidiyor...

ne diyelim efenim,
güzel bir gün ve biz yaşıyoruz...
yaşamaya devam ediyoruz...
edeceğimiz gibi...

tüm sevdiğim insanlar ve bununla paralel tüm değer verdiğim insanlar...
şimdi söyleyeceklerim sizedir;
hepinize sonsuz sevgim mevcut. sonsuz saygım. sonsuz içtenliğim...
iyi ki varsınız!

ve bu sanal yaprakta yazdığım iç dökme muhabbetlerini okuyan, tanımadığım SEN!
tek bildiğim, illâ ki yüz yüze gelmek mi gerek yahu.
aynı dili konuşmak dedikleri muhabbet gerçekleşmişse aramızda ve sen arada sırada da olsa, uğruyorsan benim fakirhaneye, bu da sanadır.
sana da değer veriyorum.
ve tüm iyi dileklerim sana da geliyor.
yolun açık olsun...

gidiyorum efenim,
şarap beni bekler...
johnny amcam da sesleniyor "haydi!" diye...
(:

16 Aralık 2009 Çarşamba

dökülen iç


bir ışık var gördüğüm, uzaktan bana yansıyan. ıssızlığın ortasında bir ışık sadece...
içinde kim bilir kaç nefes alıyor? ama 1 nefes olduğu muhakkak!
inadına tutunmuş, bu dünyanın köksüzlüğüne inat.
kök salmaya çalışıyor kara toprağa. oysa ben!
ben bilmiyorum adımlamaya gücüm var mı? yol almaya gücüm var mı?

yorgun görünüyor beden; bitmiş, tükenmiş...

gözlerim yorgun, kulaklarım yorgun...
hep böyle miydim oysa?


çocukluğunda hiç uçurtma uçurmayan ben, geçmişe hasretimde kaybolup gidiyorum...

gücüm yok mu bunu değiştirmeye? olmalı!

olduğunu sanmak, ama olmamak! ah ne yaman çelişki!


küçücük bir kız çocuğuydum oysa; uçurtmasının ipiyle havalanan, boşlukta sallanan, sonsuzluğa yolculuk yapan; ama hiçbir zaman uçurtması olmayan......


içimde adlandıramadığım bir hüzün bir de sevinç var!
belki de başka hüzünlerle yoğrulmuş benim sevincimle belli bir kıvama gelmiş duygu bu!

hep böyle mi olur? çelişkiler hep mi huzur verir?


Nigun'u dinlerken hissettiklerimin bir açıklaması yok!
olmasına da gerek yok.
ama öyle istiyorum ki açıklayabilmeyi, bunu insanlara anlatabilmeyi...
nedir bu tınılardaki beni alıp götüren ama bir daha da geri getiremeyen belirsizlik?


denize dalmak gibi, bir balığı takip etmek gibi heyecanlı;

boğulma tehlikesi geçirmek gibi korkulu;

pamuk şeker yemek gibi huzurlu;

güneşin batışını seyreylemek kadar hüzünlü;

uçurtma uçurabilmeyi düşlemek gibi umutlu...


bir şey var bende gizli ve ifade edemediğim. bir şey var Nigun'da!


ve hiç kaybolmasın istiyorum, hep benimle kalsın.
herkes gitti benden, o benimle kalsın...


köksüzlüğüme inat o benimle kalsın.

belki de kök salmayı istemekle istememek arasındaki gel-gitlerim sebep oluyor bu düşüncelerime.
ama, ama...



...................
photo: mavi kuş

15 Aralık 2009 Salı

tık tık tık...kim be o (:

bozulan muslukla uğraş, canın sıkılsın,
üstüne kocaman ama kocaman bir böcek gör, kalbin sıkışsın,
o senden kaçmak için uğraşırken, sen bir delik bul ve saklan..
hey yarabbi, alemsin öykü alemsin..

neyse, güzel bir gün, hiçbir şey dağıtamaz bu tatlı ruhumu (:

ellerimin arasından alınan yüce iznimi, yarın için doğa koşulları sayesinde kapmış bulunmaktayım...
aman canım doğa koşullarım, öyle canımızı sıkmaya gelme, rüzgarının gücünü göster, dağıtma ortalığı sonra da git!

çisil çisil yağan yağmurun kapı tıklatmalarıyla huzurlu bir geceye 'merhaba' demişizdir canım günlük.

ansızın yalnız kapımın çalınması,
ardından "açsana kızım kapıyı, oradasın biliyorum!" diyen sesin kulaklarımla buluşması,
sonra bir çığlık atılması ve siteyi ağaya kaldırmalarım..
hahahayttt...

canım abim, sevdiğim abim, gözümün bebeği abim;
1 günlük bile olsa, geldin açtırdın gönlümde papatyalarımı nergislerimi...
huzur buldu yuvam!

ilk defa kullanıyorum bunu, Hoşgeldin (:

şimdi efenim izninizle, hasret giderme operasyonlarına girişmeliyiz..mis gibi türkün kahvesiylen.
gittim; ama geleceğimdir!
umarım (:

14 Aralık 2009 Pazartesi

sadece sana

'anlatılamaz yaşanır' noktasındaydı tüm günüm.
aman yarabbi yoğunluk, sıkışmışlık, heyecan, meraklı bekleyiş, sonu gelmeyen görüşmeler, yeni planlar, karşılıklı atışmalar...ama ne olursa olsun, bir heyecan bir bekleyiş hakimdi, en yoğunundan (:


sabahı falan geçtim, dün geceden bu yana, sanki hikayemin gidişatını belirleyecek heyecanı ben yaşıyor gibiydim..
oysa ki, tek yaptığım yanında olmaktı, sen görmesen de!

sanırım bu, karşılıklı verilen ve karşılığında hiçbir şey beklenmeyen değere dayanıyordu!


sevgili arkadaş,

yolun açık, umutlu, huzurlu olsun...

göreceksin, tüm karanlıklar çıkıyor ve çıkacak aydınlığa! senin aydınlığına...

yarattığın bu aydınlık ki, gösterecek yolunu varlığına!


"ve sağlıkla ve umutla ve heyecanla ve nice güzel hayallerle ve bir de nice güzel hedeflerle, yeni bir geleceğe merhaba!" diyebilmen ümidiyle...


yanında, yamacında olmak değildir aslolan,

her daim, bu arkadaşlığın varlığını hissedebilmektir.

benim heyecanımı hissedebilmen adına, bu mektup da sana dairdir sevgili arkadaş!


yolun açık olsun değerli kırmızım!


şimdi de sana; gözümden, gönlümden kopan en sevdiğim kareyi hediye etmek istiyorum...
mavi olmasa da kanatlarım, tüm güzelliği ile gönderiyorum yoluna...

şu yoğun günümün tüm pisliğini attığın için de bir defaya mahsus olmak üzere, teşekkür etmek istiyorum...

bugün güzel bir gün ve biz yaşıyoruz!!!


(şarkı da, 'bir foto alana bir melodi bedava' kampanyamızdan sana gelmektedir.)

haydi; hoş beş

bir de, sen anladın işte, pronto olanından (:

........................
photo: mavi kuş

7 Aralık 2009 Pazartesi

3 ve de 5


kimim ben? 35...

yok, o kadar da değil!
hem 3'ü hem 5'i barındırıyor içinde, bir de üstüne birleşip benimle alay ediyor...
aslında 1 bile sayılmam...

böyle anımsıyorlar beni; "35 numaralı masa...." diye tamamlıyor cümlesini yüce hizmet adamı.

bakarsan bahçede sadece 2 masayız. bak ben de aynı etiketi kondurdum. 2 masayız! eyvallah, kabulümdür!
ben gelmişim, 35'e yaslamışım sırtımı, sığınmışım!

sermişim yine maviliği önüme, ısmarlamışım gözlememi, sormuşum yüce hizmet adamına;

"tek kişilik semaver almam mümkün müdür?" diye. cevap tokat gibi yapışmış benliğime;

"ikiden başlıyor efendim."

"tamam, alalım iki kişilik semaverimizi." demişim.
almışım, demlemişim; yanında nefes almayan boş bardağımla, huzura kaldırmışım çay kadehimi...
içelim, güzelleşelim!


'güzel bir gün ve ben yaşıyorum.'


...................................
photo(s): mavi kuş

26 Kasım 2009 Perşembe

huzurlu bir sabah (:

güzel bir sabaha uyanan öykü, akabinde güneşin sıcaklığını da kollarının arasına alarak; denizin güzelliğine kendini sunmaya gidiyor.
avuçlarında 450d'si, masasında gözleme ve çay, karşı sandalyesinde bir dost ile sohbetleşmeye gidiyor.

geleceğim, bekleyiniz efenim...

sanırım böyle anlar hayatıma çok az rastladığı için, huzurluyum!

9 Kasım 2009 Pazartesi

bittiği sanılan gün



güneşi doğurmuş akabinde batırmış bulunmaktayız. ne hızlı bir gündü yahu anlamadım gitti.
hep böyle oluyor, çabucak bitiyor bu pazartesi günleri, oynamayacağım ama az kaldı (:

neyse efenim, güzel bir Antalya gezintisi hakimdi bünyede bugün. mavilik mi, yeşillik mi, kırmızılık mı istersin? ne varsa mevcuttu bugün ruhumuzda...

devam edelim an'ı yaşamaya,

iyi iyi akşamlar, geceler, sabahlar olsun şimdiden.





....................................
photo(s): mavi kuş

26 Ekim 2009 Pazartesi

Olympos


resmen ayların yorgunluğunu atmış bulunmaktadır şu bünye(:

pazar gününün sonunda "yeter ya bırakın beni ben gidiyorum..." dedikten sonra, kendimi Olimpos otobüsünde buldum.kafa iyi, öykü iyi, ne işim var ki yollarda, git uyu dinlen...
olmazzz!

aman iyi ki "olmaz" demişim.

Olimpos'taki sel felaketinden sonra çok merak ediyordum o huzur dolu yuvayı, gittim merakımı da gidermiş oldum. biraz hüzünle ama büyük huzurla döndüm.


eşsiz maviliğim, dere yatağı ile birleşince eşsiz kahverengiye dönüşmüştü; üzerinde uzanıp yıldızları burnumun dibinde seyreylediğim çakıl sahilim de haliyle denizle buluşmuştu, bunu görmek içimi biraz acıttı ama yapacak bir şey yoktu...

bol bol fotoğraf çekerken sevgili 450d'ciğim de bana oyununu oynadı, tükendi ):

ama olsun elimizde sabah yağan yağmurdan kalma birkaç yeşillikle, içimizde getirdiğimiz sonsuz güzelliklerle döndük yuvaya...

ben yalnızlığı seviyorum arkadaş...


şimdi hazırım!
i'm hopeful, in spite of everything (:



........................................
photo(s): mavi kuş

16 Ekim 2009 Cuma

erkan oğur



çok kararsız kalmak nasıl bir şey?
sonra ne olursa olsun "tamam şimdi içime sindi" diyerek o kadar seçeneğin arasından seçmek o eşsiz sunumu...

portakalın altını kapsamında öyle eşsiz lezzetler vardı ki, hepsi de bugüne toplanmıştı...
zeki demirkubuz'la mı kaybolsam dedim, sonra blues festivalle kulaklarımı mı doyursam dedim, ya da ya da erkan oğur'um geliyormuş, erkan babaya gidip 'sana' mı akıtsam ruhumu diye düşündüm durdum...aslında bakma, çok da düşünmedim, kararımı zaten vermiştim, laf kalabalığı yapıyorum gibime geldi şimdi...

elbette erkan babaya gittim.
başka seçenek var mıydı ki?

uzun zaman olmuştu antalya semalarına adımını atmayalı, iyi ki portakalımız var...
yaşadığım güzellikleri, huzuru buraya aktarmam mümkün değil, çalışmıyorum da zaten..sadece "seyreyle güzel" le öyle bir titretti ki beni, aktı 2 damlam sonsuzluğa...
bilgisayarımızdaki arşivimizden "seyreyle güzel" geliyor efenim kulaklarınıza layık. haliyle konserden kayıt getiremedim size, elimizde birkaç fotoyla konduk yuvaya...

haydi bakalım, ben yavaştan uçuş hazırlıklarına başlayayım, sabah iş ve de güç....kimi bekler, aaaa öykücüğü haliyle (:


..............................
photo(s): mavi kuş

5 Ekim 2009 Pazartesi

baharın sonu mu?




adımlarım yeşilliğin içinde...
baharın sonu gelmiş, hoş beş gelmiş...

.....................................................
photo(s): mavi kuş

27 Eylül 2009 Pazar

...balkon sefası...




eveeett, balkon sefası için gerekenler;


bir adet balkon, bir adet sırtını yaslayabileceğin; bir adet de günün yorgunluğunu atmak için ayaklarını uzatabileceğin sandalye, mümkünse eşsiz maviliği görebileceğin bir alan (ki bu benim için mümkün), kulaklık, kulaklığın takılabileceği bir player, playerın içinde mükemmel bir melodi, ki elbet de iki adet kulak (:
hafif bir esinti (şükür ki bugün var!), bir adet de öykü....[efes'i söylememe gerek var mı, hadi söyleyeyim hakkı kalmasın (: ]
tamammm her şey hazır. sırada türlü türlü düşünceler...ama hepsi umutlu, aydınlıklı, güler yüzlü...
istesem de hüzünlenemiyorum, yazamıyorum, sadece yaşıyorum !
sanırım bunun melodiyle de ilgisi var...

Oleg Ponomarev'den "changes" ...for you...
[artık kim okuyorsa benim bu saçmalıklarımı...(: ]

2.39 'da başlayalım senkron kafa sallamaya. dikkat etmeye gerek yok, çarpışırlarsa çarpışsınlar....değer yahu (:

18 Eylül 2009 Cuma

sadece umut



uzanan el'e karşılık, gözlerinin ışıltısı...
geldiğinde her şey çok güzel olacak, biliyorum...


o güzel günleri, o güneşli günleri göreceğiz sabırla bekleyerek...

unuttuğun bir şeyi hatırlatmak sadece amacım; güneş zaten içimizde dışımızda, sadece senin tebessümüne bakıyoruz...


haydi umudum, bekliyoruz!!!

........................................................
photo: mavi kuş
antalya

15 Eylül 2009 Salı

(:

"işte bu!" demek istiyorum ve diyorum..
işte bu!

hayat; gerçekten ama gerçekten, sesinizi duyuyor.

teşekkür ederim, çok teşekkür ederim (:

12 Eylül 2009 Cumartesi

...

ofisin yoğunluğu an itibariyle bitmiş, tükenmiş durumda...
beyin yorgun, gözler yorgun, öykü hepten kaybolmaya yakın!
aman aman durdum, kaybolmak yok. şu yoğun cumartesimizi de devirmiş, arkasından el sallamış bulunuyoruz.

şimdi bunun huzuruyla; sıcak çikolatamı hazırladım, odamdaki pencereye geçip, süzülen yağmurun sesine kulak vereceğim. düşüneceğim; aydınlık günlerimi, inancımı düşüneceğim.
kulağımda Anouar Brahem üstadın yüreğinden dökülen Astrakan Cafe ile, kim bilir belki de senin camına konacağım...kim bilir?

ofisten gidesim yok, nasıl olsa yarın da buradayım, biliyorsun, dünyayı kurtarıyorum...

8 Eylül 2009 Salı

...



Anabel'i dinlerken arka fondaki dalgalar; beni, hep sana getiriyor!

geri gelmek istemiyorum. sırf bu yüzden kulaklığımdan kulağıma, Anabel'in 1:39-2:18 arasını akıtıyorum. hep ama...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

450d'li öykücük (:

geldim efenim geldim... 3 günlük İstanbul seyahatim hem umduğum gibi hem de umduğumdan daha da mükemmel geçti... çok ayrıntı vermekle vermemek arasında giden öykü, içinden ne geliyorsa onu akıtacak şu sanal kağıda.

adım attığım andan itibaren, o güzel şehrin nefesini içime çekmek, beni biraz olsun sıkıntılarımdan arındırdı. şimdi sesinizi duyar gibiyim; "ne güzel şehri yahu" diyorsunuz. ama efenim ben bir nefes alıp kaçıp tekrar Antalyama sığınıyorum, e haliyle İstanbul benim için nefes almak adına ideal bir mekan olup çıkıveriyor (: neyse cuma günü semalara iniş yaptım, cumartesiyi beklemekle geçmeyecek dedim ve düştüm yollara...plansız programsız gezmeyi de işte bu yönden çok seviyorum, hiç aklımızın ucunu geçtim, aklımızın sınırlarına dahi gelemeyecek olan bir an yaşandı ki aman aman sormayın gitsin. hoş nasıl soracaksınız ki zaten(: ama söyleyebileceğim tek şey; çok teşekkür ederim arkadaş! adımlamak o sokakları; kaybolmak manzara karşısında; nefes aldığımızı hissetmek; "arkadaş"lığın ne demek olduğunu farklı bir açıdan yakalamak...ne söyleyebilirim ki? iyi ki varız...

neyse duygusal mod bir kenarda duruversin, asıl konuya geçelim...oldu mu cumartesi? tüm gece uyku tutmadı(: ay sanki ilk buluşma heyecanı yaşanıyordu bünyemde...o nasıl bir his yahu(: utkucum bu sana canım benim: hayatın cilvelerinde kaybolduğum zindandan çıkmamda çok büyük bir katkın ve emeğin olduğu için sana minnettarım. çok teşekkür ederim, sen de iyi ki varsın! (meo'm seni unutur muyum hiç? utku'yla tanışmama vesile olduğun için, aramızda bir köprü kurduğun için sana da teşekkürü bir borç bilirim heheh.sen de çabuk gel yaa özledim...)


neyse o büyük an muhteşemdi! makinem karşımda, ellerimin arasında nefes almak için can atarken, ben de nefesimi kaybetmemek için büyük bir savaş verirken, geldi kondu eşsiz yuvasına. ve ve ve 450d işte bu! sonrası iyilik güzellik (: utku'yla resmen ayaklarımıza işkence edercesine adımladık, karelere odaklandık, derin bilgiler edindik falan ve de filan...artık bundan sonra gelsin kareler gitsin kareler...(ya ben bir de 450d blogu oluşturayım. burada körelmesinler değil mi? paylaşım güzel şey nasıl olsa...evet evet ben bir ara bunun için bir yapım aşamasına geçmeliyim.)
her şey süper giderken bir de üstüne tahmin bile edemeyeceğim bir şey oldu. abicim(: yoğun iş temposundan dolayı İstanbul'da bulunamayacak olan canım abim, bana sürpriz yapmasın mı? evet sürpriz yaptı ve onunla da zaman geçirme şansına eriştim...yahu daha ne söylemeliyim ki? her şey o kadar güzel akıyordu ki; bir ara:
"ulen ne zaman bozulacak bu büyü, hadi hadi bekliyorum" diye iç bile geçirdim(: ama bozulmadı...bozulur gibi oldu, ama toparladık (:

pazar günü de kendimi kaybedercesine yordum bünyeyi. ve ayrılık vakti geldi çattı...'her güzel şeyin bir sonu vardır.' cümlesini kurmayacağım merak etmeyiniz, çünkü buna inanmıyorum. yaşadığımız her şeyin bir anlamı olduğunun çok farkındayım. Antalyama beni ulaştıracak pilotlara kendimi teslim ettim ve kondum yuvama.
şimdi o kadar huzurluyum ki, bu huzurla çay demledim ve yudumlamak için sabırsızlanıyorum. şimdi gidiyorum ama mutlaka geleceğimdir(:

aaaa neyi unuttum diyordum Badem Ezmemi(: pazar günü aldım efenim ezmelerimi, bir kısmını İstanbul'da indirdim mideye, bir kısmını da yanıma aldım(: eee hakkını vermek gerek ama değil mi? şimdi ezmelerimin fotoğrafını paylaşmayacağım sizinle, arkadaşımın fotoğrafını paylaşacağım, söz verdiğim gibi...işte 450d karşınızda (:



15 Ağustos 2009 Cumartesi

mutlu öykücük (:

annem geldi, babam geldi, kardeşim geldi....yuppiiii(:
bir abim kaldı ):
hadi abicim sıra sende, gel de güldür şu yüzümüzü...
kısa sürecek olsa da mutluluğum, şimdilik 4 kişiyiz, ve ne yaptım tabiii; ÇAY (:
demledim efenim, çayımı, tezgaha da 4 fincan çıkarttım...içlerine şekerlerini koydum, kaşıklarını da verdim, çayla da bütünleştirdim sundum mutlu aileme ve kendime...yuppii...
bir abicik eksik kaldı..ama haydi bekliyoruz seni.
ve bizimkileri bilmem ama; ben seni çok özledim canım bitaneceğim, çok özledimmmm....
1 hafta kaldı diyorum; sabreden öykücük muradına erermiş...sen gelmiyorsun madem ben atlayıp geleceğim yanına, demedi deme bak (:
öpüyorum hasretle...