öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2010 Perşembe

...daha...

daha...
fotoğrafını çekeceğim milyonlarca güzellik var.
daha fotoğraflayacağım milyonlarca "durum" var. milyonlarca sevinç, acı, hüzün, hayal, coşku, doğum, ölüm, koku...
daha kokusuyla sarhoş olacağım yüzlerce bebek var. bu doğan bebeklerin pek çoğu insan olmadan gidecek buradan; fakat onların kokusunda benim umudum var. onlardan pek azı taşıyacak ruhumu öteye...
 ...
..
.
daha...
okuyacağım binlerce kitap var. milyonlarca sayfa çevirmesi gerekiyor bu parmakların. bulmak için!
bu yangın yerinde, bu yüzeysellikte, bencillikte, ikiyüzlülükte ve bu çağda hep bir sonraki sayfaya itilen insancıllığı, sevmeyi, "iyi"ye hizmet eden bütün kavramları ve doktrinleri bulmak için.
daha...
dinleyeceğim ve bu bedenin son nefesine kadar bir parçası olduğunu bildiğim bir "müzik" var.
daha...
o güzel türkçeyle ağzımı doldura doldura esnete esnete "amuğaa goyumm 'rospu çocuu" diye söveceğim milyonlarca insan olacak. ben söveceğim can baba hayat bulacak, can hayat bulacak ben söveceğim... sövdüğüm insanların daha dün bebek bebek koktuklarını bilerek söveceğim. sövgümle seveceğim onları. her yerde sevgiden bahsedeceğim! son nefesime kadar ama ne anlatırsam anlatayım, ne söylersem söyleyeyim kendimi hep nazım'ı taklit ederken bulacağım. sonra susup sazı ona vereceğim. o da diyecek ki;



...
..
.

daha…
daha…
daha ne yaptın ki yoruldun küçük kız…
daha ne kadar nefes aldın ki batıyor aldıkların…
kendine gel! kendine gel! kendine gel!
bırak şu bencilliğini ve serzenmeni, ağlamanı bırak!
daha neyin ne olduğunu öğreneceğin ve öğreteceğin milyonlarca çocuk var!
daha kök saldıracağın milyonlarca ağaç var!
daha saldıracağın milyonlarca zevk var!
daha açtıracağın milyonlarca çiçek var!
bırak artık uzak durmayı kendine. daha kurtaracağın çok çocuk, okuyacağın çok kitap, dinleyeceğin çok müzik var…
tarafını seç!
bencilliğini tekrarlayacak mısın?
senin iyiliğine muhtaç milyonlarca çocuk varken, hala kendini düşünmeyi bırakmadan ağlayacak mısın?
yoksa bu yangın yerinde! nemli yapraklarıyla nemli topraklardan çiçekler mi doğuracaksın! şu bedenindeki can suyunu onlar için seve seve feda ederek çoğalacak mısın yoksa bencilliğinin içinde boğulacak mısın?
tarafını seç!
kendine gel!

28 Ocak 2010 Perşembe

nefes aldığı sanılan bardak

sola doğru kıvrılmış, akışa geçmişti işte varlığım.
önce sola, sonra sağa hatta tekrar sola bakmam öğretilmemiş miydi on yıllar önce!

neden bilmiyorum; ne sola bakmıştım ne de sağa! sadece maviye odaktı gözlerim, yüreğim...


özlemek, neydi, inan artık hatırlamıyorum, hatırlayamıyordum...

belki de bilinçli bir dışavurumdu benimkisi!

özledikçe, kaybedişler;
kaybettikçe özlemler çoğalıyordu.

ben bırakmıştım özlemeleri,
kaybedişler bırakmıştı beni.
bu yeni oyunda herkes rolünü benimsemiş, yalandan da olsa adımlıyordu, adımlamaya çalışıyordu...

küçük zihnimden bu düşünceler akarken,
girdiğim ara sokakta bir araba sahibi paralel park yapmaya çalışıyordu.
sığınmak isteyişi içimi burktu. o dar sokakta bulduğu minik delik, o'nun kök salmak isteyeceği koca bir evrendi oysa ki!

kendini o iki araba arasına sabırsızca yaslamak isteyişi nedendir bilinmez içimi daralttı.
yalnızlık kokusu etrafımda kol geziyordu.

sanırım gerçeklik sandığım bu düşünceler ağır gelmişti minik zihnime.
sonra,
toparladım kendimi.

ara sokaktan sıyrılırken, kadim dostum sahafım ve içeriye nefes veren İlhami abi'ye selam eyledim.
yol verdiler bana, ben de sana geldim.


işte asıl gerçeklik sendin.

tüm gerçekliğinle sermiştin, sunmuştun kendini bana.

derin bir iç çekiş hatırlıyorum.

sonra,

sonrası...



geldi sıcacık çayım.
biliyor musun?
iki çay istedim.

evet, garip değil mi?

iki çay geldi.
nefes aldığı sanılan bardaktı bir tanesi, oysa ki halâ nefessizdi...
bir bardak; iki küp şekerle, bir bardak da tek küp şekerle bütünleşti.
soysuz çay kaşığı yedi bitirdi şekerleri...

evet, artık hazırdı.

masa da, deniz de, çay da, gökyüzü de, yağmur da, şehrin yavaş yavaş nefes almaya başlayan ışıkları da...
bir ben hazır değildim.

bir de sen!

ben kendi kaybolmuşluğumda boğulurken;
sen, kaybolmuşluğunda iyice "karanlık" diye haykırıyo
rdun!
benim umudum vardı.

sen susuyordun.

ben uzaklara dalıyordum; ama hiçbir şey düşünmüyordum, gidiyordum, gelemiyordum;

sen ise; gitmiyordun, gidemiyordun...

kulağımdan kaçıncı kez akıyordu bu fransızca şarkı.

bilmiyordum.

yakacaktım bir sigara...

kabul ettim sonunda; evet bunu seviyordum!


26.01.2010
17:42


.................................................

photo(s): mavi kuş

25 Ocak 2010 Pazartesi

soyut

gördüklerinden, duyduklarından, iliklerine kadar işleyen kokulardan ibaret sanıyordun...

oysa;
varlığı gözle görülemeyen, madde hali olmayan, sadece ama sadece düşüncede var olduğu kabul edilen bir soyuttun.
bir öyküydün sadece,
hepsi bu!

31 Aralık 2009 Perşembe

yılın başı dedikleri

ben anlamam bu, yılın başı etkinliklerinden;
amma, sevdiğim insanlarla aynı ortamda nefes alacak olmam, bu etkinlikleri eşsiz kılıyor.
ne yapıyoruz efendim,
tabi ki, güzel evimizde annenin kucağında, babanın koltuklarının arasında yüzümüzü güldürüyoruz.
kardeşimin yokluğu, abimin hasreti buruk bir tat bıraksa da ruhumuzda, yine de huzurlu bir ailemiz mevcut.
bunun devamı niteliğinde, tüm ömrümüzün sağlıkla, huzurla geçmesini temenni ediyoruz...

ve;
kalenin karası olan kırmızı mı kırmızı şarabımızı yudumluyoruz,
pikabımızdan, johnny cash amcamızın sesi bizimle buluşuyor...
tikler taklar geçip gidiyor...

ne diyelim efenim,
güzel bir gün ve biz yaşıyoruz...
yaşamaya devam ediyoruz...
edeceğimiz gibi...

tüm sevdiğim insanlar ve bununla paralel tüm değer verdiğim insanlar...
şimdi söyleyeceklerim sizedir;
hepinize sonsuz sevgim mevcut. sonsuz saygım. sonsuz içtenliğim...
iyi ki varsınız!

ve bu sanal yaprakta yazdığım iç dökme muhabbetlerini okuyan, tanımadığım SEN!
tek bildiğim, illâ ki yüz yüze gelmek mi gerek yahu.
aynı dili konuşmak dedikleri muhabbet gerçekleşmişse aramızda ve sen arada sırada da olsa, uğruyorsan benim fakirhaneye, bu da sanadır.
sana da değer veriyorum.
ve tüm iyi dileklerim sana da geliyor.
yolun açık olsun...

gidiyorum efenim,
şarap beni bekler...
johnny amcam da sesleniyor "haydi!" diye...
(:

27 Aralık 2009 Pazar

küçük bir parça (:

istekler, beklentiler; akabinde benliğimize tokat gibi çarpan gerçekler...

ben anlamam bu sanal alemin döngüsünden, kendimce karalıyorum işte. ama değerli arkadaşımız "aydedeye havlayan" 2010 beklentilerinden söz eylemiş. bize de yol vermiş. yola çıkalım bakalım, ancak zaman bulduk!

2010 için değil şimdi yazacaklarım; genel anlamda açlığımla ilgili.

Yann Tiersen'i istiyorum. artık şu ülkenin topraklarına bassın ayaklarını, kemanının tellerinde kaybolmak, piyanosunun tınılarında boğulmak istiyorum. yeter artık, rüyalarıma sığındığım hayatım yetmez oldu. evet, Yann'ı istiyorum...

Yıldız Kenter. yeni oyunu "Kraliçe Lear"i, Antalya'da sahneleme imkanı olsun istiyorum. gidemiyorum İstanbul'a ne yapayım ):
evet, Yıldız Kenter'i istiyorum.

ve ve ve;
Iron Maiden. ha gayret, sabırla bekleyen derviş öykücük muradına erecek. biliyorum. gelecek, Maiden da gelecek; coşacağım, bağıracağım, dökeceğim içimi, içeceğim, kaybolacağım...
evet, Iron Maiden'ı istiyorum...

gördüğünüz gibi çok da bir şey istemiyorum canım (:

başka da söyleyecek sözüm yoktur!
yaşıyorum,
hazırım şu "yeni" denilen yılın getireceklerine, götüreceklerine...
hazırım!
duruyorum karşısında,
güçlüyüm,
huzurluyum...

akacak su, yolunu bulacak; bulacağım yolumu!

13 Aralık 2009 Pazar

oyuna devam#


gördüm ki
başka nefeslerin hikayelerinde virgüller-ünlemler-üç noktalar-noktalı virgüller-iki nokta üst üsteler biriktirmişim
o nefesler ki bu yargılara açmışlar kapılarını kapatmamak üzere
aynı zamanda yine o nefesler ki hikayeme koydukları noktaları da esirgememişler

ve nihayet kendi noktalarımla başbaşa kalmışlığımla selamlamışım alemi
üç nokta

27 Eylül 2009 Pazar

...balkon sefası...




eveeett, balkon sefası için gerekenler;


bir adet balkon, bir adet sırtını yaslayabileceğin; bir adet de günün yorgunluğunu atmak için ayaklarını uzatabileceğin sandalye, mümkünse eşsiz maviliği görebileceğin bir alan (ki bu benim için mümkün), kulaklık, kulaklığın takılabileceği bir player, playerın içinde mükemmel bir melodi, ki elbet de iki adet kulak (:
hafif bir esinti (şükür ki bugün var!), bir adet de öykü....[efes'i söylememe gerek var mı, hadi söyleyeyim hakkı kalmasın (: ]
tamammm her şey hazır. sırada türlü türlü düşünceler...ama hepsi umutlu, aydınlıklı, güler yüzlü...
istesem de hüzünlenemiyorum, yazamıyorum, sadece yaşıyorum !
sanırım bunun melodiyle de ilgisi var...

Oleg Ponomarev'den "changes" ...for you...
[artık kim okuyorsa benim bu saçmalıklarımı...(: ]

2.39 'da başlayalım senkron kafa sallamaya. dikkat etmeye gerek yok, çarpışırlarsa çarpışsınlar....değer yahu (:

23 Eylül 2009 Çarşamba

sen&ben


içtiğim suda sen varsın,

19 Eylül 2009 Cumartesi

kızarmış mavi kuş (:

normalde çalışmam gereken şu günde, yüce iznim verilmiş ve özgür bırakılmışımdır heyooo (:

sabaha kadar oturup, deli gibi kitap okuyan öykü, sabah 04:00'te ağır başını yastığa koymuş ve sabah 07:00 de hafif göz kapaklarını güne açmıştır..

"ımmm bütün yaz boyunca güneş yukarıdayken şu sonsuz maviliğe bırakmadım kendimi, haydi haydi..." demiş ve 6 saat boyunca kendini kaybedercesine denizde süzülmüştür. bir tavuk kıvamında kızarmış ve lanet okumuştur (:

güzel yuvasına konmuş, 1 saat kestirmiş, tavuk kızarıklarıyla boğuşmuştur...

şimdi kitaba devam edecektir de sana bir "merhaba" demek istemiştir...

kuş uçmaya hazırdır, kanatlarını zor tutmaktadır..
aa gidiyor, gittii....

24 Ağustos 2009 Pazartesi

450d'li öykücük (:

geldim efenim geldim... 3 günlük İstanbul seyahatim hem umduğum gibi hem de umduğumdan daha da mükemmel geçti... çok ayrıntı vermekle vermemek arasında giden öykü, içinden ne geliyorsa onu akıtacak şu sanal kağıda.

adım attığım andan itibaren, o güzel şehrin nefesini içime çekmek, beni biraz olsun sıkıntılarımdan arındırdı. şimdi sesinizi duyar gibiyim; "ne güzel şehri yahu" diyorsunuz. ama efenim ben bir nefes alıp kaçıp tekrar Antalyama sığınıyorum, e haliyle İstanbul benim için nefes almak adına ideal bir mekan olup çıkıveriyor (: neyse cuma günü semalara iniş yaptım, cumartesiyi beklemekle geçmeyecek dedim ve düştüm yollara...plansız programsız gezmeyi de işte bu yönden çok seviyorum, hiç aklımızın ucunu geçtim, aklımızın sınırlarına dahi gelemeyecek olan bir an yaşandı ki aman aman sormayın gitsin. hoş nasıl soracaksınız ki zaten(: ama söyleyebileceğim tek şey; çok teşekkür ederim arkadaş! adımlamak o sokakları; kaybolmak manzara karşısında; nefes aldığımızı hissetmek; "arkadaş"lığın ne demek olduğunu farklı bir açıdan yakalamak...ne söyleyebilirim ki? iyi ki varız...

neyse duygusal mod bir kenarda duruversin, asıl konuya geçelim...oldu mu cumartesi? tüm gece uyku tutmadı(: ay sanki ilk buluşma heyecanı yaşanıyordu bünyemde...o nasıl bir his yahu(: utkucum bu sana canım benim: hayatın cilvelerinde kaybolduğum zindandan çıkmamda çok büyük bir katkın ve emeğin olduğu için sana minnettarım. çok teşekkür ederim, sen de iyi ki varsın! (meo'm seni unutur muyum hiç? utku'yla tanışmama vesile olduğun için, aramızda bir köprü kurduğun için sana da teşekkürü bir borç bilirim heheh.sen de çabuk gel yaa özledim...)


neyse o büyük an muhteşemdi! makinem karşımda, ellerimin arasında nefes almak için can atarken, ben de nefesimi kaybetmemek için büyük bir savaş verirken, geldi kondu eşsiz yuvasına. ve ve ve 450d işte bu! sonrası iyilik güzellik (: utku'yla resmen ayaklarımıza işkence edercesine adımladık, karelere odaklandık, derin bilgiler edindik falan ve de filan...artık bundan sonra gelsin kareler gitsin kareler...(ya ben bir de 450d blogu oluşturayım. burada körelmesinler değil mi? paylaşım güzel şey nasıl olsa...evet evet ben bir ara bunun için bir yapım aşamasına geçmeliyim.)
her şey süper giderken bir de üstüne tahmin bile edemeyeceğim bir şey oldu. abicim(: yoğun iş temposundan dolayı İstanbul'da bulunamayacak olan canım abim, bana sürpriz yapmasın mı? evet sürpriz yaptı ve onunla da zaman geçirme şansına eriştim...yahu daha ne söylemeliyim ki? her şey o kadar güzel akıyordu ki; bir ara:
"ulen ne zaman bozulacak bu büyü, hadi hadi bekliyorum" diye iç bile geçirdim(: ama bozulmadı...bozulur gibi oldu, ama toparladık (:

pazar günü de kendimi kaybedercesine yordum bünyeyi. ve ayrılık vakti geldi çattı...'her güzel şeyin bir sonu vardır.' cümlesini kurmayacağım merak etmeyiniz, çünkü buna inanmıyorum. yaşadığımız her şeyin bir anlamı olduğunun çok farkındayım. Antalyama beni ulaştıracak pilotlara kendimi teslim ettim ve kondum yuvama.
şimdi o kadar huzurluyum ki, bu huzurla çay demledim ve yudumlamak için sabırsızlanıyorum. şimdi gidiyorum ama mutlaka geleceğimdir(:

aaaa neyi unuttum diyordum Badem Ezmemi(: pazar günü aldım efenim ezmelerimi, bir kısmını İstanbul'da indirdim mideye, bir kısmını da yanıma aldım(: eee hakkını vermek gerek ama değil mi? şimdi ezmelerimin fotoğrafını paylaşmayacağım sizinle, arkadaşımın fotoğrafını paylaşacağım, söz verdiğim gibi...işte 450d karşınızda (:



15 Ağustos 2009 Cumartesi

mutlu öykücük (:

annem geldi, babam geldi, kardeşim geldi....yuppiiii(:
bir abim kaldı ):
hadi abicim sıra sende, gel de güldür şu yüzümüzü...
kısa sürecek olsa da mutluluğum, şimdilik 4 kişiyiz, ve ne yaptım tabiii; ÇAY (:
demledim efenim, çayımı, tezgaha da 4 fincan çıkarttım...içlerine şekerlerini koydum, kaşıklarını da verdim, çayla da bütünleştirdim sundum mutlu aileme ve kendime...yuppii...
bir abicik eksik kaldı..ama haydi bekliyoruz seni.
ve bizimkileri bilmem ama; ben seni çok özledim canım bitaneceğim, çok özledimmmm....
1 hafta kaldı diyorum; sabreden öykücük muradına erermiş...sen gelmiyorsun madem ben atlayıp geleceğim yanına, demedi deme bak (:
öpüyorum hasretle...

24 Temmuz 2009 Cuma

herkes çok rahat olsun



"yoğun dönem ne zaman geçecek?" diye sorup duruyorum. Atladığım bir şey var. Geçmeyecek ki!
Bugün hep öykü'den beklenen bir şey daha oldu. Yine karar verdim (: Ama bu sefer verdiğim karardan ötürü gerçekten çok rahat hissediyorum kendimi. Kendimi bildim bileli hep bir koşuşturmacanın içindeyim, evet bu hep devam edecek, ama bu kadar yıpratmaya gerek var mı bünyeyi yahu ? Ben de insanım benim de canım vaaarrrr (: Aklına estiğini yapma cesaretini gösteren Öykü kısa bir süredir hiçbir şey gerçekleştiremiyor ve bu içime batıyor. Yeter gayri bitsin bu işkence! Ama ilk önce biraz rahat olmalıyım, kararımın tadını çıkartmalıyım... Bunun için sevgili arkadaşımdan -İstanbul toprağında şu anda nefes almakta olan- heyecan kaynağımdan gelen mükemmel hediyeyi sizinle de paylaşmış olayım...Fotoğraf onun ruhundan benim ruhuma akmıştır..Şimdi de Öykü'den size akacak. Savul hayat öykü akıyor, şişşt çekil yoldan çekil (:


şimdi bu rahatlığın verdiği huzurla biraz uyumam gerek, sonra görüşürüz arkadaş!