rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2010 Cumartesi

sessiz ve acelesiz



bahçede ıhlamur
masamda incir rakısı

25 Mayıs 2010 Salı

bulantı

 ...

öğrenilen bir şey mi dedin.
ne dedin,
sen nesin,
sen kimsin,
ben mi dedin,
ne dedin,
ben neyim,
ben kimim...
sıçtığımın yürüyüş yolu.

bir ördek yakala da çevirelim ateşte..
hatta ateş de çevirsin şu suretleri,
belki aklanırız ha ne dersin.
yanarken çekilen ızdırabın sancısı, söner mi dersin?
denemek mi dedin..
tamam, deneyelim.
hani ördek nerde,
hani nerde ördek,
...
..
.

bir an gelir, tavan yaparsın sen bile hayrete düşersin,
bir an gelir, tabana yapışırsın yine hayrete düşersin...
ortası yok mu laa bunun, dersin.
ortanın olmasını istemediğini bildiğin halde, soru sormayı çok seversin..
hala yorulmadın mı?

gel artık...



[affına sığındım, kızmazsın değil mi?]

28 Ocak 2010 Perşembe

nefes aldığı sanılan bardak

sola doğru kıvrılmış, akışa geçmişti işte varlığım.
önce sola, sonra sağa hatta tekrar sola bakmam öğretilmemiş miydi on yıllar önce!

neden bilmiyorum; ne sola bakmıştım ne de sağa! sadece maviye odaktı gözlerim, yüreğim...


özlemek, neydi, inan artık hatırlamıyorum, hatırlayamıyordum...

belki de bilinçli bir dışavurumdu benimkisi!

özledikçe, kaybedişler;
kaybettikçe özlemler çoğalıyordu.

ben bırakmıştım özlemeleri,
kaybedişler bırakmıştı beni.
bu yeni oyunda herkes rolünü benimsemiş, yalandan da olsa adımlıyordu, adımlamaya çalışıyordu...

küçük zihnimden bu düşünceler akarken,
girdiğim ara sokakta bir araba sahibi paralel park yapmaya çalışıyordu.
sığınmak isteyişi içimi burktu. o dar sokakta bulduğu minik delik, o'nun kök salmak isteyeceği koca bir evrendi oysa ki!

kendini o iki araba arasına sabırsızca yaslamak isteyişi nedendir bilinmez içimi daralttı.
yalnızlık kokusu etrafımda kol geziyordu.

sanırım gerçeklik sandığım bu düşünceler ağır gelmişti minik zihnime.
sonra,
toparladım kendimi.

ara sokaktan sıyrılırken, kadim dostum sahafım ve içeriye nefes veren İlhami abi'ye selam eyledim.
yol verdiler bana, ben de sana geldim.


işte asıl gerçeklik sendin.

tüm gerçekliğinle sermiştin, sunmuştun kendini bana.

derin bir iç çekiş hatırlıyorum.

sonra,

sonrası...



geldi sıcacık çayım.
biliyor musun?
iki çay istedim.

evet, garip değil mi?

iki çay geldi.
nefes aldığı sanılan bardaktı bir tanesi, oysa ki halâ nefessizdi...
bir bardak; iki küp şekerle, bir bardak da tek küp şekerle bütünleşti.
soysuz çay kaşığı yedi bitirdi şekerleri...

evet, artık hazırdı.

masa da, deniz de, çay da, gökyüzü de, yağmur da, şehrin yavaş yavaş nefes almaya başlayan ışıkları da...
bir ben hazır değildim.

bir de sen!

ben kendi kaybolmuşluğumda boğulurken;
sen, kaybolmuşluğunda iyice "karanlık" diye haykırıyo
rdun!
benim umudum vardı.

sen susuyordun.

ben uzaklara dalıyordum; ama hiçbir şey düşünmüyordum, gidiyordum, gelemiyordum;

sen ise; gitmiyordun, gidemiyordun...

kulağımdan kaçıncı kez akıyordu bu fransızca şarkı.

bilmiyordum.

yakacaktım bir sigara...

kabul ettim sonunda; evet bunu seviyordum!


26.01.2010
17:42


.................................................

photo(s): mavi kuş

6 Ocak 2010 Çarşamba

istediğin gibi (imiş)

eyvallah,
hayallerimin istediğinden bahsetme özgürlüğüne sahibim..evet, sahibim.
ama;
düşlerimin, düşündüklerimin hepsinin olma olasılığına cevap veremiyorum...
tamam kandırıyorum kendimi de, bu kadar da değil...
evet, bu kadar da değil.

şimdi sana paslıyorum;
düşünden düşündüklerinden, hepsinin olduğunu farzet!
evet, farzet...

merak içindeyim, ne olacak?

16 Aralık 2009 Çarşamba

dökülen iç


bir ışık var gördüğüm, uzaktan bana yansıyan. ıssızlığın ortasında bir ışık sadece...
içinde kim bilir kaç nefes alıyor? ama 1 nefes olduğu muhakkak!
inadına tutunmuş, bu dünyanın köksüzlüğüne inat.
kök salmaya çalışıyor kara toprağa. oysa ben!
ben bilmiyorum adımlamaya gücüm var mı? yol almaya gücüm var mı?

yorgun görünüyor beden; bitmiş, tükenmiş...

gözlerim yorgun, kulaklarım yorgun...
hep böyle miydim oysa?


çocukluğunda hiç uçurtma uçurmayan ben, geçmişe hasretimde kaybolup gidiyorum...

gücüm yok mu bunu değiştirmeye? olmalı!

olduğunu sanmak, ama olmamak! ah ne yaman çelişki!


küçücük bir kız çocuğuydum oysa; uçurtmasının ipiyle havalanan, boşlukta sallanan, sonsuzluğa yolculuk yapan; ama hiçbir zaman uçurtması olmayan......


içimde adlandıramadığım bir hüzün bir de sevinç var!
belki de başka hüzünlerle yoğrulmuş benim sevincimle belli bir kıvama gelmiş duygu bu!

hep böyle mi olur? çelişkiler hep mi huzur verir?


Nigun'u dinlerken hissettiklerimin bir açıklaması yok!
olmasına da gerek yok.
ama öyle istiyorum ki açıklayabilmeyi, bunu insanlara anlatabilmeyi...
nedir bu tınılardaki beni alıp götüren ama bir daha da geri getiremeyen belirsizlik?


denize dalmak gibi, bir balığı takip etmek gibi heyecanlı;

boğulma tehlikesi geçirmek gibi korkulu;

pamuk şeker yemek gibi huzurlu;

güneşin batışını seyreylemek kadar hüzünlü;

uçurtma uçurabilmeyi düşlemek gibi umutlu...


bir şey var bende gizli ve ifade edemediğim. bir şey var Nigun'da!


ve hiç kaybolmasın istiyorum, hep benimle kalsın.
herkes gitti benden, o benimle kalsın...


köksüzlüğüme inat o benimle kalsın.

belki de kök salmayı istemekle istememek arasındaki gel-gitlerim sebep oluyor bu düşüncelerime.
ama, ama...



...................
photo: mavi kuş

8 Aralık 2009 Salı

yine de...


ferfecir anında yakaladı günü,
göz kapakları ağır, beyni ağır; kimliği ise alabildiğine hafifti artık...
rüyalarına sığındığı hayatı, bu sefer oyununu daha dikkatli oyunuyordu o'na.

çorapsız girdiği yatağından, yanında boşu boşuna duran ikinci yastığından, kötülükleri dışarıda bırakan ve bir kalkan görevi gören kadim dostu yorganından ayrılmak istemiyordu..
büyütmemeliydi, yine buluşulacaktı nasıl olsa yeni günün sonundaki yeni akşamın kapısında!

demlenmeyecekti bugün çay. isteksizlikle boğuşulacak, çayın tadına varılamayacaktı nasıl olsa, tam da bu yüzden vazgeçti çay'a haksızlık etmekten.

her zamanki gibi tikleri takları sorgusuz yol alıyordu, kendisi de yol aldığını sanıyordu!

geçen tikler taklar, tüm gece boğuştuğu rüyalar; pompalanmaya çalışan yüreğinin sıkıştığını bildiriyordu. kapısını çalmıştı artık iç sıkan haber, yüreğinin suskunluğu buna en güzel cevaptı!

gözleri aradı bir umut ışığı, bir kaçış planı. buldu, bulduğunu sandı. denedi, Beckett dediydi diye iç geçirdi, haydi; dene, yenil, yine dene, yine yenil, daha iyi yenil...

tam da o anda önünden bir demir yığını kayıyordu, bilinmez yolun, bilinmez yolcusuydu;
önünde yol almaya çalışan, sağında yol alamayan nefesleri hiçe sayarak...
ama her şeye rağmen, huzurluydu...



...............................
photo: mavi kuş

5 Aralık 2009 Cumartesi

,

geride bıraktığım ay içerisinde, nefes alışlarıma verişlerime yetişemediğimi düşünmekteyim.

çok hızlı akan zamanın içinde kayboluyorum.
yılmadan aramaya devam ettiğimi görmek bazen korkutuyor, bazen huzurla dolduruyor hikayemi...

demlenen çayım, tezgahın üzerinde beni bekleyen tek fincanım, içinde arınmayı yok olmayı bekleyen 3 adet küp şekerim, tüm korkusuzluğu ile yok eden tek çay kaşığım...hepsi beni bekliyor da; ben neden cevap veremiyorum?

kandırma kendini, cevapsızlığına kanıt değil mi bu? oynadığın oyunda, bürünmüşsün kanıksamışsın bu dipsiz hikayeyi...kabul et yine, bunu seviyorsun!

4 Ekim 2009 Pazar

telaş çemberi

etrafımda bir telaş, meçhul benliğimi içine çekmek için yarış halinde!
oysa ki akşam olunca beni bekleyen sadece kapım...

göz kapaklarım ağır, birgün kapanacak, bunun bilgisi varolduğu sürece her şey boşuna!

bu telaş niye?

sadece rüyalarıma sığındığım bir hayatı yaşıyorum,

devam ediyorum,

23 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş mi dedin...



geçmişte nefes almadan yapılır mı arkadaş?
9 yıl oldu mu bee!!! (aslında 26 yıl!)
vayy anam vayy...
şu Eylül ayında, şu Eylül'ü dillendirmeseydik ayıp olacaktı..
buyrun efem, kulak pası itinayla silinir...
buyrun buyrun (:

sen&ben


içtiğim suda sen varsın,

doğum


nefesim kesilmişti, gözlerim ışığından etkilenmişti, kapattım-açtım...
gitmedin...
bir daha kapattım-açtım...
yoktun...
gün gelecek mi?
hep yanımda uyanacağın sabahlar...
doğumum o zaman olacak..
ay ışığında aylanacağız.

...........................................
photo: mavi kuş

...

dipdiri sabaha uyanan öykü...
ikizini bulan pencere önü çiçeği...

19 Eylül 2009 Cumartesi

iyi ki varsın!

rüzgar nereye götürecekti habersizdim...
tepemde bir gök; mavi mi mavi...dalgaların yırtıcı azmi beni sarsmaya devam ediyordu. martılar ki sokak çocuklarıydı zaten denizin...

şu suret amaçsızdı, kaybolmaya yakın tadıyordu tuzu. kusuyordu. tadıyordu. kusuyordu.

kendi girdabında seni de döndürmeliydi, beynin bulanmalıydı, koyuvermeliydin....
dönmedin, koyuvermedin, oysa tek yapman gereken yol almaktı! bu kadar zor olmamalıydı..

sonra anladım, bana farklı bir yol sunmuştun, ben kanmıştım, kandırılmıştım...gerçekten amaçsızlığıma kanıttım!!!

iyi ki varsın!

30 Temmuz 2009 Perşembe

Yann ve Öykücük


...sevgili günlük...

şu anda ofisten bağlanıyorum sana. bugün rahat çok rahat bir gün olacak. dünün ve yarının yoğunluğunun arasında sıkışmış, öykücük için ayrılmış küçücük rahat bir gün...sanırım bunun verdiği huzurla gece yattım, daldım uykuya. aman allahım o da ne! Yann'cığım karşımda (:
uzun zamandır görüşmemiştik rüyalarda yahu.. rüyalarda buluşuruz demiştik oysa ki en son (:

neyse efenim konuyu dağıtmayayım, geliyordu, konsere geliyordu Yann'cığım (: ooo yeahhh...
"yeter artık öykü, çok bekledin beni" diyordu... [hahaha rüyaya bak be. ulen ben gece bir şey de yemedim yatmadan önce, bir yerim de açık kalmamıştı uyurken hahaha (: ]
neyse asıl vahim durum şuydu; o da ne! ahan daaa..konser tarihi, benim iş yoğunluğu açısından en civcivli olduğum an...napsak nasıl etsek? kolay yahu, dert ettiğin şeye bak öykü! istifa edeceksin tabi ki!
aman canım sağolsun, bir kere gelmişim dünyaya, bırakır işi, Yann'a koşarım...belki bana kendisi bir iş verir ne dersin günlük? sahne temizliğini yaparım ben onun (:
kemanının tellerinin tozunu alırım (:

işte neyse, seninle paylaşmak istediğim buydu, içim kıpır kıpır oldu sabah kalkınca, bu yüzden de kalkmadım yataktan, yattım, işe de geç geldim zaten...ama mutluyum...
evet evet bugün çok güzel bir gün...

şimdi de sizi Yann'cığımla başbaşa bırakayım bari..