beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beklemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2010 Salı

bu bekleyenler, beklenilenin gelmeyeceğini bile bile neden devam ederler ki bekleme eylemine?
gönül bu, dersin şimdi!
ota da konar boka da...
ben bok'um arkadaş,
bekleme boşuna, gelmeyeceğim;
ağlama, ölmeyeceğim...

25 Mayıs 2010 Salı

bulantı

 ...

öğrenilen bir şey mi dedin.
ne dedin,
sen nesin,
sen kimsin,
ben mi dedin,
ne dedin,
ben neyim,
ben kimim...
sıçtığımın yürüyüş yolu.

bir ördek yakala da çevirelim ateşte..
hatta ateş de çevirsin şu suretleri,
belki aklanırız ha ne dersin.
yanarken çekilen ızdırabın sancısı, söner mi dersin?
denemek mi dedin..
tamam, deneyelim.
hani ördek nerde,
hani nerde ördek,
...
..
.

bir an gelir, tavan yaparsın sen bile hayrete düşersin,
bir an gelir, tabana yapışırsın yine hayrete düşersin...
ortası yok mu laa bunun, dersin.
ortanın olmasını istemediğini bildiğin halde, soru sormayı çok seversin..
hala yorulmadın mı?

gel artık...



[affına sığındım, kızmazsın değil mi?]

23 Kasım 2009 Pazartesi

bir pırıltı

bir pırıltı vardı önce; ömür adanacak bir hikayeye,
bir pırıltı kayboldu sonra; hikayeyi yarım bırakmak adına,
bir pırıltı olmayacaktı bir daha; kulak verilen ses hikayenin yarımlığına adamıştı ömrünü,
bir pırıltının geldiği düşünülecekti tekrar; hikayenin yolunu şaşırtmak adına,
bir pırıltı konuştu sonra;
"bıraktım, her şeyi bıraktım, seni bıraktığım gibi..."

16 Ekim 2009 Cuma

erkan oğur



çok kararsız kalmak nasıl bir şey?
sonra ne olursa olsun "tamam şimdi içime sindi" diyerek o kadar seçeneğin arasından seçmek o eşsiz sunumu...

portakalın altını kapsamında öyle eşsiz lezzetler vardı ki, hepsi de bugüne toplanmıştı...
zeki demirkubuz'la mı kaybolsam dedim, sonra blues festivalle kulaklarımı mı doyursam dedim, ya da ya da erkan oğur'um geliyormuş, erkan babaya gidip 'sana' mı akıtsam ruhumu diye düşündüm durdum...aslında bakma, çok da düşünmedim, kararımı zaten vermiştim, laf kalabalığı yapıyorum gibime geldi şimdi...

elbette erkan babaya gittim.
başka seçenek var mıydı ki?

uzun zaman olmuştu antalya semalarına adımını atmayalı, iyi ki portakalımız var...
yaşadığım güzellikleri, huzuru buraya aktarmam mümkün değil, çalışmıyorum da zaten..sadece "seyreyle güzel" le öyle bir titretti ki beni, aktı 2 damlam sonsuzluğa...
bilgisayarımızdaki arşivimizden "seyreyle güzel" geliyor efenim kulaklarınıza layık. haliyle konserden kayıt getiremedim size, elimizde birkaç fotoyla konduk yuvaya...

haydi bakalım, ben yavaştan uçuş hazırlıklarına başlayayım, sabah iş ve de güç....kimi bekler, aaaa öykücüğü haliyle (:


..............................
photo(s): mavi kuş

2 Ekim 2009 Cuma

...ferfecir...



çift yürekten yaşlar dökülmekte... ruh ve beden karışmış tutamamakta...

uzanmış sonsuzluğa, hikayesi başka, adı başka, tadı başka.
tuzu yakmış kavurmuş ortalığı; ama inadına yutmakta!
bir sessizlik almış başını gitmiş, geri gelememiş. kayboluşuna şahit olmuşuz o simsiyah boşlukta.
haykırmış sonra,
içindeki zehri tükürememiş,
yakalamaya çalışmış akrepleri yelkovanları...oyun oynamış tik ve tak'ı...
nefessizliği devam ederken, arayışları son bulamazken (ve bulamayacakken)çırpınmış durmuş.
sabırsızmış, aydınlığına ulaşmak için!
umuda yolculuk... doğamıyor bir türlü...aydınlık bulamıyor bir türlü penceremi. pencere önü çiçeklerim aç, susuz bekliyor seni! bizi bekliyor doymak için!
biliyor musun demir parmaklıklardan kurtardım çiçeklerimizi, pencere önü çiçeği olmaktan kurdardım onları!
vuslat ne zaman ustam?
açıldı mı derin yaralar ruhta, kapanmıyor!
bekliyorsun aydınlığı, gelse de göremiyorsun,
gelmiyorsun,

....................................................
photo:mavi kuş

23 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş mi dedin...



geçmişte nefes almadan yapılır mı arkadaş?
9 yıl oldu mu bee!!! (aslında 26 yıl!)
vayy anam vayy...
şu Eylül ayında, şu Eylül'ü dillendirmeseydik ayıp olacaktı..
buyrun efem, kulak pası itinayla silinir...
buyrun buyrun (:

sen&ben


içtiğim suda sen varsın,

doğum


nefesim kesilmişti, gözlerim ışığından etkilenmişti, kapattım-açtım...
gitmedin...
bir daha kapattım-açtım...
yoktun...
gün gelecek mi?
hep yanımda uyanacağın sabahlar...
doğumum o zaman olacak..
ay ışığında aylanacağız.

...........................................
photo: mavi kuş

18 Eylül 2009 Cuma

sadece umut



uzanan el'e karşılık, gözlerinin ışıltısı...
geldiğinde her şey çok güzel olacak, biliyorum...


o güzel günleri, o güneşli günleri göreceğiz sabırla bekleyerek...

unuttuğun bir şeyi hatırlatmak sadece amacım; güneş zaten içimizde dışımızda, sadece senin tebessümüne bakıyoruz...


haydi umudum, bekliyoruz!!!

........................................................
photo: mavi kuş
antalya

3 Eylül 2009 Perşembe

...

gecenin sessizliğinde.......................
orada yerinde misin? duruyor, duyuyor musun?

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Beklemek bir ömür hayatı

karşılıksız yapılıyormuş her şey...yalan! koskoca bir yalan!

belki bir güler yüze, belki küçük bir ilgiye, belki ufak bir teşekküre...
bir tebessüme, bir dokunmaya, içten bir sarılmaya bakıyor belki de yapılan her şey...


istiyoruz, bekliyoruz; ne kadar söylesek de zıddını bunu delicesine istiyoruz...koyuveremiyoruz!

arkadaş diyoruz, kardeş, eş-dost diyoruz...bekliyoruz... (yalan mı?)
kandırmayın kendinizi, kadırmayayım kendimi.

bekleme! ama ömrün beklemekle geçiyor!

BEKLEME BİR ÖMÜR HAYATI...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

mutlu öykücük (:

annem geldi, babam geldi, kardeşim geldi....yuppiiii(:
bir abim kaldı ):
hadi abicim sıra sende, gel de güldür şu yüzümüzü...
kısa sürecek olsa da mutluluğum, şimdilik 4 kişiyiz, ve ne yaptım tabiii; ÇAY (:
demledim efenim, çayımı, tezgaha da 4 fincan çıkarttım...içlerine şekerlerini koydum, kaşıklarını da verdim, çayla da bütünleştirdim sundum mutlu aileme ve kendime...yuppii...
bir abicik eksik kaldı..ama haydi bekliyoruz seni.
ve bizimkileri bilmem ama; ben seni çok özledim canım bitaneceğim, çok özledimmmm....
1 hafta kaldı diyorum; sabreden öykücük muradına erermiş...sen gelmiyorsun madem ben atlayıp geleceğim yanına, demedi deme bak (:
öpüyorum hasretle...

11 Ağustos 2009 Salı

(:

Belli belirsiz devam ediyor...

şu anda yüzüme anlamını bilemediğim -ama tahmin ettiğim- bir tebessüm oturdu kalkmıyor, kalkmasın canım hoş gelmiş...
bu nasıl bir şey yahu...
bu sabah yazdığın gibi;

Nerde kalmıştık (:

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Godot'yu Beklerken


uzun zaman önce okumuş olduğum eseri, tekrar raftan çıkartıp aldım elime...arkadaşlığımız hala devam ediyor...
......................
ESTRAGON – Çok güzel bir yer. ( Geri döner, rampa kadar yürür, seyircilere doğru bakar. ) Güleç görünümler. ( Vladimir’ e döner. ) Haydi gidelim artık.
VLADİMİR – Gidemeyiz .
ESTRAGON – Niye ?
VLADİMİR – Godot'yu bekliyoruz.
.......................

bu eseri özetlemeye çalışmak Samuel Beckett'e ihanet etmek demektir. eserle ilgili çok yorumlar yapılmış, çeşitli etiketlemeler dahi olmuştur.
Godot'un Tanrı olduğunu düşünenler; eserdeki ağacın "çarmıh" bütün oyunun da Hristiyanlık üzerine kurulu olduğuna inananlar; vicdanın, kaygının hakim sürdüğünü söyleyenler....
ama bir aktör (kim olduğunu bilmiyorum) şöyle bir yorum yapmış belki de en ilginç olanı bu: 'Oyun, çocuklar için çok kolay. Yetişkinler içinse çok zor.'
aktörün torunu şöyle özetlemiş olayı: "İki adam, bir adamı bekliyor. Adam gelmiyor." (: sanırım bazen çok da düşünmemek gerekiyor değil mi?

neyse efenim, benim asıl söylemek istediğim şey; yıllar sonra Godot'yu elime almak çok güzel bir duygu...
ve arada sırada yaptığım, "geçmişte bugün" olaylar zincirine Godot'yu Beklerken eklenecek. 1949 yılında insanlığa Beckett tarafından armağan edilen bu şahane eser, 1953 yılında ilk defa Paris'te Fransızca olarak sahnelenmiş, 3 Ağustos 1955 tarihinde de ingilizce olarak ilk kez Londra'da sahnelenmiştir.

hala elinize almadıysanız, daha fazla gecikmeyin derim...
sevgiler, saygılarrr...