çok kararsız kalmak nasıl bir şey? sonra ne olursa olsun "tamam şimdi içime sindi" diyerek o kadar seçeneğin arasından seçmek o eşsiz sunumu...
portakalın altını kapsamında öyle eşsiz lezzetler vardı ki, hepsi de bugüne toplanmıştı... zeki demirkubuz'la mı kaybolsam dedim, sonra blues festivalle kulaklarımı mı doyursam dedim, ya da ya da erkan oğur'um geliyormuş, erkan babaya gidip 'sana' mı akıtsam ruhumu diye düşündüm durdum...aslında bakma, çok da düşünmedim, kararımı zaten vermiştim, laf kalabalığı yapıyorum gibime geldi şimdi...
elbette erkan babaya gittim. başka seçenek var mıydı ki?
uzun zaman olmuştu antalya semalarına adımını atmayalı, iyi ki portakalımız var... yaşadığım güzellikleri, huzuru buraya aktarmam mümkün değil, çalışmıyorum da zaten..sadece "seyreyle güzel" le öyle bir titretti ki beni, aktı 2 damlam sonsuzluğa... bilgisayarımızdaki arşivimizden "seyreyle güzel" geliyor efenim kulaklarınıza layık. haliyle konserden kayıt getiremedim size, elimizde birkaç fotoyla konduk yuvaya...
haydi bakalım, ben yavaştan uçuş hazırlıklarına başlayayım, sabah iş ve de güç....kimi bekler, aaaa öykücüğü haliyle (:
annem geldi, babam geldi, kardeşim geldi....yuppiiii(: bir abim kaldı ): hadi abicim sıra sende, gel de güldür şu yüzümüzü... kısa sürecek olsa da mutluluğum, şimdilik 4 kişiyiz, ve ne yaptım tabiii; ÇAY (: demledim efenim, çayımı, tezgaha da 4 fincan çıkarttım...içlerine şekerlerini koydum, kaşıklarını da verdim, çayla da bütünleştirdim sundum mutlu aileme ve kendime...yuppii... bir abicik eksik kaldı..ama haydi bekliyoruz seni. ve bizimkileri bilmem ama; ben seni çok özledim canım bitaneceğim, çok özledimmmm.... 1 hafta kaldı diyorum; sabreden öykücük muradına erermiş...sen gelmiyorsun madem ben atlayıp geleceğim yanına, demedi deme bak (: öpüyorum hasretle...
benim hayatımın akışıyla habire oynayan yüce adam anısına...
Sevgi Duvarı
Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar piyasalar sanat sevicileri Derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri Çöpçülerin elleriyle okşardım seni Yalnızlığım benim süpürge saçlım Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi Baktım gökte bir kırmızı bir uçak Bol çelik bol yıldız bol insan Bir gece Sevgi Duvarını aştık Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki Başucumda bi sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
kelimerimi bıraktım düşüncelerim bile yetersiz kalıyor artık. özledim; babamı, annemi, abimi, kardeşimi çok özledim...yalnızlığım, benim yalnızlığım ebedidir; ama ailemi çok özledim... çay demledim, 1 çorba kaşığı koydum tek kişiyim diye...oysa bundan yıllar önce 3-4 çorba kaşığı koyulurdu 5 kişiyiz; kalabalığız diye. çayım demlendi; tek fincan çıkarttım; oysa 5 tane sıralanırdı tezgahın üstüne...çay kaşıkları, herkes kaç şeker kullanıyorsa bardakların içine yerleştirilir ve demlenen çayla bütünleştirilirdi.. oysa şimdi tezgahta bir tek benim fincanım var...içinde bir kaşık, 2 küp şeker ve demlenmiş çayla bütünlüğü... oturmuşum caddeye bakan koltuğuma, elimde fincanım, yalnızım, tüm yalnızlığımla.. babamı anıyorum, abimi özlüyorum, kardeşimi düşünüyorum, anneme ağlıyorum... gözlerimden neden tuzum akıyor ve yanağımda hep yer etmiş yoldan gidiyor? neden artık farklı bir yoldan tuzumu dökemiyorum? özledim...
karanlık kapkaranlık bir odada bilinçsizdim.atıldım annemin eşsiz gücüyle güneşin aynasına.bilmezdim büyümenin o odadan daha karanlık olduğunu...güneş yüreğime dokunsa da...
"...Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."