ben geldim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben geldim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2009 Perşembe

huzurlu bir sabah (:

güzel bir sabaha uyanan öykü, akabinde güneşin sıcaklığını da kollarının arasına alarak; denizin güzelliğine kendini sunmaya gidiyor.
avuçlarında 450d'si, masasında gözleme ve çay, karşı sandalyesinde bir dost ile sohbetleşmeye gidiyor.

geleceğim, bekleyiniz efenim...

sanırım böyle anlar hayatıma çok az rastladığı için, huzurluyum!

9 Kasım 2009 Pazartesi

bittiği sanılan gün



güneşi doğurmuş akabinde batırmış bulunmaktayız. ne hızlı bir gündü yahu anlamadım gitti.
hep böyle oluyor, çabucak bitiyor bu pazartesi günleri, oynamayacağım ama az kaldı (:

neyse efenim, güzel bir Antalya gezintisi hakimdi bünyede bugün. mavilik mi, yeşillik mi, kırmızılık mı istersin? ne varsa mevcuttu bugün ruhumuzda...

devam edelim an'ı yaşamaya,

iyi iyi akşamlar, geceler, sabahlar olsun şimdiden.





....................................
photo(s): mavi kuş

8 Ekim 2009 Perşembe

gün daha yeni başlıyor (:

görüşmelerin sonu, öykücüğün başlangıcı...
simit-çay-arkadaşlarla değeri ölçülemez vakitler...
gidiyorum, afiyet bal şeker olsun şimdiden, yarasın...

scavenger of human sorrow dinlemek istiyorum, dinleyip öyle çıkalım bari..
aaa cihan hoşgeldin, haydi çıkalım ama dur!!!!

(:


27 Eylül 2009 Pazar

...balkon sefası...




eveeett, balkon sefası için gerekenler;


bir adet balkon, bir adet sırtını yaslayabileceğin; bir adet de günün yorgunluğunu atmak için ayaklarını uzatabileceğin sandalye, mümkünse eşsiz maviliği görebileceğin bir alan (ki bu benim için mümkün), kulaklık, kulaklığın takılabileceği bir player, playerın içinde mükemmel bir melodi, ki elbet de iki adet kulak (:
hafif bir esinti (şükür ki bugün var!), bir adet de öykü....[efes'i söylememe gerek var mı, hadi söyleyeyim hakkı kalmasın (: ]
tamammm her şey hazır. sırada türlü türlü düşünceler...ama hepsi umutlu, aydınlıklı, güler yüzlü...
istesem de hüzünlenemiyorum, yazamıyorum, sadece yaşıyorum !
sanırım bunun melodiyle de ilgisi var...

Oleg Ponomarev'den "changes" ...for you...
[artık kim okuyorsa benim bu saçmalıklarımı...(: ]

2.39 'da başlayalım senkron kafa sallamaya. dikkat etmeye gerek yok, çarpışırlarsa çarpışsınlar....değer yahu (:

işlem tamam efenim

izinsiz devam eden çalışmaların sonu gelmez bizde...genciz, gücümüz var ya, ulen nasıl da gaza geliyoruz? gün gelecek, dikecem bacakları tavana o olacak..töbe töbe..

neyse efenim, bir pazar sabahı, erkenden kalkılmış, güneş doğurulmuş, mis gibi çay demlendirilmiş, küçük minik 1 kişilik kahvaltı masası hazırlanılmış, lokmalar boğaza dizilmiş ve ofise doğru yol alınmıştır...
ofise varılmış, bodoslama işe-işlere girişilmiştir...an itibariyle öykücüğün bittiği hissedilmiş, müzik molası verilmiş, "yeter laaa ben de insanım benim de canım varr" denilmiş, öğle yemeği yenilmediği hatırlanmıştır...

şimdi çıkıyorum şu dört duvardan, ilk önce şu minik mideme bir bayram ettireyim, sonra da ineyim kaleiçine, açayım kitabımı, ısmarlayayım kendime buz gibi misler gibi bir efes...aman yarabbi..tutmayın beni..heyttttt (:

daha ne duruyorum ki burada, ulen günlük sen yok musun sen!!!! bağımlılık yaptın ha (:

hadi hadi ben cufcufluyorum...

19 Eylül 2009 Cumartesi

kızarmış mavi kuş (:

normalde çalışmam gereken şu günde, yüce iznim verilmiş ve özgür bırakılmışımdır heyooo (:

sabaha kadar oturup, deli gibi kitap okuyan öykü, sabah 04:00'te ağır başını yastığa koymuş ve sabah 07:00 de hafif göz kapaklarını güne açmıştır..

"ımmm bütün yaz boyunca güneş yukarıdayken şu sonsuz maviliğe bırakmadım kendimi, haydi haydi..." demiş ve 6 saat boyunca kendini kaybedercesine denizde süzülmüştür. bir tavuk kıvamında kızarmış ve lanet okumuştur (:

güzel yuvasına konmuş, 1 saat kestirmiş, tavuk kızarıklarıyla boğuşmuştur...

şimdi kitaba devam edecektir de sana bir "merhaba" demek istemiştir...

kuş uçmaya hazırdır, kanatlarını zor tutmaktadır..
aa gidiyor, gittii....

29 Ağustos 2009 Cumartesi

kendime dair verilen söz yerine getirildi (:

çıktım efenim ofisten, ayaklarımı pazara doğru sürdüm, tüm pazarı dolaştıktan, renklerin içinde kaybolduktan sonra, gözüme kestirdiğim elmaların önünde frene bastım...
aldım efenim elmalarımı, ceviz ve fındıkları da attım fileye, doğru evin yoluna gazladım bu sefer şu yüce ayaklarla...
mideme bayramını ettirdikten sonra, işe giriştim...

1 paket margarini erittim, soğumaya bıraktım..(hamur yoğuracağız ya.)
elmaları soydum, tüm mahremiyetleri ellerimin arasındaydı artık, kurtuluş yok (: geniş bir tavada, mahremiyetleri kaybolan ve rendelenen elmaları, yarım su bardağı şekerle kavurdum...ulen ne cani hatunmuşum ben be...soyuyorum, rendeliyorum, kavuruyorum...ayy fenalık geldi, nasıl yaptığımı anlatmasam mı ki yahu(: içim gitti şimdi yazarken hehe(:
neyse efenim, kavrulan elmalar da soğusun diye sessiz sedasız bir köşede beklediler beni...

eriyen ve dinlenen margarini, 2 yumurta; 1,5 su bardağı toz şeker; kabartma tozu ve alabildiği kadar un ile yoğurdum...o meşhur kulak memesi kıvamından da hiç haz etmem ama yapacak bir şey yok..işte tam da o kulağın memesinin kıvamına gelene kadar bütünleştirdim onları...
sonra o bütünleşen hamuru ikiye böldüm; yarısını hafif yağladığım borcama yerleştirdim yarısını da buzluğa koydum..(acele etme anlatacağım neden olduğunu.)

bu arada köşede sessiz sedasız beni bekleyen ve soğuyan elmalarımızın içine; fındık, ceviz ve tarçın ekledim, muhteşem oldular...borcamdaki hamurumuzla elmalarımızın buluşma vakti gelmişti artık...ve buzluktaki kalan hamurumuzu da elma harcımızın üzerine rendeledim..yaaaa bekle demiştim sana değil mi? benim turtam bir başka oluyor yahu (:
evet, her şey hazır, şimdi de meşhur 180 derecede ısıtılmış fırın olayına geldi...önceden ısıtılmış gönlünden ne koparsa o kadar derecedeki ısıya gönder borcamı, üzerindeki renk değişmeye başlayınca ve mutfağı enfes kokular sarmaya başlayınca çıkart o alevlerin içinden turtanı..

sonra da dilimle ve afiyetle ye arkadaş..onu da mı ben söyleyeyim artık.. aaaa alışma bu kadar rahata(:

hadi gittim ben. sen şimdi bekliyorsundur, nasıl oldu acep bu hatunun turtası diye..al bakalım (:




24 Ağustos 2009 Pazartesi

450d'li öykücük (:

geldim efenim geldim... 3 günlük İstanbul seyahatim hem umduğum gibi hem de umduğumdan daha da mükemmel geçti... çok ayrıntı vermekle vermemek arasında giden öykü, içinden ne geliyorsa onu akıtacak şu sanal kağıda.

adım attığım andan itibaren, o güzel şehrin nefesini içime çekmek, beni biraz olsun sıkıntılarımdan arındırdı. şimdi sesinizi duyar gibiyim; "ne güzel şehri yahu" diyorsunuz. ama efenim ben bir nefes alıp kaçıp tekrar Antalyama sığınıyorum, e haliyle İstanbul benim için nefes almak adına ideal bir mekan olup çıkıveriyor (: neyse cuma günü semalara iniş yaptım, cumartesiyi beklemekle geçmeyecek dedim ve düştüm yollara...plansız programsız gezmeyi de işte bu yönden çok seviyorum, hiç aklımızın ucunu geçtim, aklımızın sınırlarına dahi gelemeyecek olan bir an yaşandı ki aman aman sormayın gitsin. hoş nasıl soracaksınız ki zaten(: ama söyleyebileceğim tek şey; çok teşekkür ederim arkadaş! adımlamak o sokakları; kaybolmak manzara karşısında; nefes aldığımızı hissetmek; "arkadaş"lığın ne demek olduğunu farklı bir açıdan yakalamak...ne söyleyebilirim ki? iyi ki varız...

neyse duygusal mod bir kenarda duruversin, asıl konuya geçelim...oldu mu cumartesi? tüm gece uyku tutmadı(: ay sanki ilk buluşma heyecanı yaşanıyordu bünyemde...o nasıl bir his yahu(: utkucum bu sana canım benim: hayatın cilvelerinde kaybolduğum zindandan çıkmamda çok büyük bir katkın ve emeğin olduğu için sana minnettarım. çok teşekkür ederim, sen de iyi ki varsın! (meo'm seni unutur muyum hiç? utku'yla tanışmama vesile olduğun için, aramızda bir köprü kurduğun için sana da teşekkürü bir borç bilirim heheh.sen de çabuk gel yaa özledim...)


neyse o büyük an muhteşemdi! makinem karşımda, ellerimin arasında nefes almak için can atarken, ben de nefesimi kaybetmemek için büyük bir savaş verirken, geldi kondu eşsiz yuvasına. ve ve ve 450d işte bu! sonrası iyilik güzellik (: utku'yla resmen ayaklarımıza işkence edercesine adımladık, karelere odaklandık, derin bilgiler edindik falan ve de filan...artık bundan sonra gelsin kareler gitsin kareler...(ya ben bir de 450d blogu oluşturayım. burada körelmesinler değil mi? paylaşım güzel şey nasıl olsa...evet evet ben bir ara bunun için bir yapım aşamasına geçmeliyim.)
her şey süper giderken bir de üstüne tahmin bile edemeyeceğim bir şey oldu. abicim(: yoğun iş temposundan dolayı İstanbul'da bulunamayacak olan canım abim, bana sürpriz yapmasın mı? evet sürpriz yaptı ve onunla da zaman geçirme şansına eriştim...yahu daha ne söylemeliyim ki? her şey o kadar güzel akıyordu ki; bir ara:
"ulen ne zaman bozulacak bu büyü, hadi hadi bekliyorum" diye iç bile geçirdim(: ama bozulmadı...bozulur gibi oldu, ama toparladık (:

pazar günü de kendimi kaybedercesine yordum bünyeyi. ve ayrılık vakti geldi çattı...'her güzel şeyin bir sonu vardır.' cümlesini kurmayacağım merak etmeyiniz, çünkü buna inanmıyorum. yaşadığımız her şeyin bir anlamı olduğunun çok farkındayım. Antalyama beni ulaştıracak pilotlara kendimi teslim ettim ve kondum yuvama.
şimdi o kadar huzurluyum ki, bu huzurla çay demledim ve yudumlamak için sabırsızlanıyorum. şimdi gidiyorum ama mutlaka geleceğimdir(:

aaaa neyi unuttum diyordum Badem Ezmemi(: pazar günü aldım efenim ezmelerimi, bir kısmını İstanbul'da indirdim mideye, bir kısmını da yanıma aldım(: eee hakkını vermek gerek ama değil mi? şimdi ezmelerimin fotoğrafını paylaşmayacağım sizinle, arkadaşımın fotoğrafını paylaşacağım, söz verdiğim gibi...işte 450d karşınızda (:



2 Temmuz 2009 Perşembe

...hoş beş...


içine düştün bir blogun çık bakalım çıkabilirsen içinden...
Ne yazacağıma dair garanti veremem zira nefes almanın garantisi yokken lagaluga yapmamam gerektiğini düşünüyorum!
Hayat akarken; benim hissettiğim ama senin hissetmediğin " şeyleri" sana sunabilirim.Ne işine yarayacak değil mi? Bu kadar karamsar ve önyargılı olma bakalım...
bak yeni tanıştık umarım arkadaşlığımız baki kalır (: