özlemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özlemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2010 Cumartesi

bir, şey

yüzyetmişincikaranlığamahkumedildiğimiçintuzumubırakıyorum
sennasılbıraktıysanbeniöyleceduruyorum
kapıçalınmayacakbiliyorumvekorkuyorum
toprağınageliyorumçiçeklerinledenizinlekedinlevehiçbitmeyecekhikayenle

12 Ağustos 2010 Perşembe

var çok, şey


yanındaki güzelliği ve sana yoldaş olanı çoğu zaman es geçiyorsun!
bu görmemezlik görememezlik huyundan hiç vazgeçmiyor vezgeçemiyorsun!
illa kanatlanıp uçmasını bekliyorsun!
bakmıyorsun, kafanı çevirip bakmaya üşeniyor ve üşenmeye devam ediyorsun!
ne diyorum biliyor musun?
yanındayken uzak oluşların verdiği kanamayı ancak sen durdurabilirsin; uzaklıktan yakınlıktan senin anladığın ne ise artık!
ben içimde olana sarılmayı seçiyorum.



Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
 
 

1 Ağustos 2010 Pazar

......... ..

eller titrerken ve beyin inanılmaz bir devinim halindeyken klavyeyle bağ kurmaya çalışmak anlamsız da gelebiliyormuş; ama "inat etmek" eylemi tavan yapmışken durmasın dedim.
devrilen ince belli bardakların sonunda elde edilen boşluk gibi bir hikaye işte karşında duran.
farkı var; ama farkı anlatacak elleri yok!
gözleri var; ama görmesi gereken çift göz karşısında yok!
bu zormuş,
bu çok zormuş...
uzansam beyaz çarşafa, yukarıda asılı kalsa geometrinin yuvarlak beyazlığı...
geri dönsem tekrar bilmem ne kaç saat öncesine...
merdiven basamaklarından inerken, arkaya bakmak için can atsam ve bakarsam her şeyin karışacağını düşünmekten alıkoysam kendimi...
bu zormuş,
bu çok zormuş...
beyni durdursam be sevgi, beyni bi durdursam...
sanırım her şey daha kolay olacak hım ne dersin?
ama durdurmamı hiç istemezsin ki!

mavi bar huzuruna...
ve
sadece sana...

18 Nisan 2010 Pazar

doğumun nice olsun




27 yıl önce bugün, toprağa ayak basmanın ağırlığı ile "merhaba" demiştin.
52 gün önce, adımlamanın senin işin olmadığını düşündün, kurdun kafanda, konuştun O'nunla, duydu seni...
şimdi tutamıyorum ki ben seni, çekip çıkartmak isteyişlerim engelleniyor işte. 
okuduğum bir tümceyi paylaşmak için elim telefona gidiyor, çeviriyorum numarayı, "aradığınız kişiye ulaşılamıyor." diyor bir hatun sesi.
hiçbir zaman ulaşamayacağımı haykırıyor resmen esrik nefesime. 

paylaşılmıyor canım dostum, sensizlik paylaşılmıyor. 
badem ağaçları, döküyor teker teker çiçeklerini toprağının üzerine. 
kaldırmak için eğiliyorum, kalkamıyorum. 
merak etme, yolumuza devam ediyorum, çocukları büyütmeye, nemli topraklardan nemli yapraklarıyla çiçekler açtırmaya devam ediyorum, güneş'i doğuruyorum yine her sabah yaptığımız gibi, güneş batıyor beni beklemeden her zaman oynadığı oyun gibi...
dinliyorum, susuyorum...ama okuyamıyorum. 
okuyamıyorum, okuyunca paylaşmak istiyorum. paylaşmak isteyince kapalı kapıya çarpıyorum. 
bu çarpış ki; ağır geliyor küçük hikayemin varoluşuna. 
okuyamıyorum; ama okutuyorum. merak etme.

18 nisanları geçtim, doğumun nice olsun yoldaşım...
52 gün önce doğumunla yer edindin sen, olmak istediğin yerdesin. biliyorum...

sakın kızma bana, bencilliğimden biliyorum; ama...
seni çok özlüyorum...

17 Nisan 2010 Cumartesi

duyuyor musun?

"bitti" kelimesinin en başından başlıyorum şimdi.
13 yaşında, gözlerini tüm içtenliği ile gözlerime dikmiş bir yürek var karşımda. susarak konuşmamızı sürdürüyoruz. sessizliği o bozuyor, gözlerinden tuzunu akıtarak. diyor ki; "saymayın, lütfen saymayın...ilk önce benim için, sonra kendiniz için...lütfen durun, son verin bu çıkmaz yokuşta yol almaya...verin elinizi, ben yanınızdayım!"
ikimiz de akıyoruz, akıtıyoruz...
tuzlar karışırken bedenlerimizde, belki de toprağınla buluşuyoruz!
kim bilir?
belki de duyuyorsun?

15 Ocak 2010 Cuma

umudummuş-sun

aranızda dağlar yollar yıllar var iken,
seni o'na sımsıkı sarılı görenler olmuş..

ama artık düşünüyorsun da; o da kaybetmiş gözlerini, senin de kayboluşuna sebep olmuş...
umuduymuş sevdasına, yarınlarına...

gizilliği seziliyormuş sevgilinin,
geçmişsin başka nefesleri,

en çok da hikayen tarafından seziliyormuş gizilliği!

batıyormuş be sevgili, kanatıyormuş, deliyormuş da geçemiyormuş orada saklı kalıyormuş...

bu böyle olmazdı, olamazdı; derken,
bakmışsın ki, çoktan yoldan çıkmışsın.

ne geri dönmeyi istiyorsun ne de yolunu görebiliyorsun artık.
tüketmişken tüm gülüşlerini, nasıl vereceksin hesabı şimdi öyküne?
sormamalısın biliyorsun; ama
öyküne sağınmışlığınla selamlıyorsun alemi...
kabul et; bunu sevmiyorsun!

7 Kasım 2009 Cumartesi

7 Kasım 1971 / Teşekkürler Dünya!



aydınlığın parçalar ruhumu, doğumun nice olsun...

2 Ekim 2009 Cuma

...ferfecir...



çift yürekten yaşlar dökülmekte... ruh ve beden karışmış tutamamakta...

uzanmış sonsuzluğa, hikayesi başka, adı başka, tadı başka.
tuzu yakmış kavurmuş ortalığı; ama inadına yutmakta!
bir sessizlik almış başını gitmiş, geri gelememiş. kayboluşuna şahit olmuşuz o simsiyah boşlukta.
haykırmış sonra,
içindeki zehri tükürememiş,
yakalamaya çalışmış akrepleri yelkovanları...oyun oynamış tik ve tak'ı...
nefessizliği devam ederken, arayışları son bulamazken (ve bulamayacakken)çırpınmış durmuş.
sabırsızmış, aydınlığına ulaşmak için!
umuda yolculuk... doğamıyor bir türlü...aydınlık bulamıyor bir türlü penceremi. pencere önü çiçeklerim aç, susuz bekliyor seni! bizi bekliyor doymak için!
biliyor musun demir parmaklıklardan kurtardım çiçeklerimizi, pencere önü çiçeği olmaktan kurdardım onları!
vuslat ne zaman ustam?
açıldı mı derin yaralar ruhta, kapanmıyor!
bekliyorsun aydınlığı, gelse de göremiyorsun,
gelmiyorsun,

....................................................
photo:mavi kuş

23 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş mi dedin...



geçmişte nefes almadan yapılır mı arkadaş?
9 yıl oldu mu bee!!! (aslında 26 yıl!)
vayy anam vayy...
şu Eylül ayında, şu Eylül'ü dillendirmeseydik ayıp olacaktı..
buyrun efem, kulak pası itinayla silinir...
buyrun buyrun (:

sen&ben


içtiğim suda sen varsın,

8 Eylül 2009 Salı

hissettir kendini


sıcaktan mı bunaldın?
al sana yağmur....

ne kadar da özlemişim seni, ne kadar da sabırla beklemişim, yüzünü gösterdiğin için, tenime dokunduğun için, temizlediğin için tüm kötülüklerden.... minnetarım sana; yağmur..


şimdi ofisten çıkma, biraz yağmur altında adımlama zamanıdır...

7 Eylül 2009 Pazartesi

siz benim için varsınız (:

(:
yahu süper geçer de günler bu kadar da olmaz ki canım...
abicim derken, bugün de canım arkadaşım meo'cum kondu yuvaya...çok özlemişim kuzucuk sarmam seni..
süper bir akşamdı, eyvallah...

ama anneciğim korkuttu bugün bizi, umarım en yakın zamanda eskisi gibi ayaklarımızın üstüne basacağız anneciğim, meraklanma...seni çok seviyorum...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

CAN YÜCEL


benim hayatımın akışıyla habire oynayan yüce adam anısına...

Sevgi Duvarı
Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi

Dilimizde akşamdan kalma bir küfür

Salonlar piyasalar sanat sevicileri

Derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni

Yakanda bir amonyak çiçeği

Yalnızlığım benim sidikli kontesim

Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık

Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi

Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar

Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi

Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri

Çöpçülerin elleriyle okşardım seni

Yalnızlığım benim süpürge saçlım

Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak

Bol çelik bol yıldız bol insan

Bir gece Sevgi Duvarını aştık

Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki

Başucumda bi sen varsın bi de evren

Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi

Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

11 Ağustos 2009 Salı

(:

Belli belirsiz devam ediyor...

şu anda yüzüme anlamını bilemediğim -ama tahmin ettiğim- bir tebessüm oturdu kalkmıyor, kalkmasın canım hoş gelmiş...
bu nasıl bir şey yahu...
bu sabah yazdığın gibi;

Nerde kalmıştık (:

5 Temmuz 2009 Pazar

5 Temmuz 1995



SON İSTEK

Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil
Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil
Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Cezaevlerinde değil
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil
Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazan sevi üstüne
Ölüm kararı değil
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarla değil

Aziz NESİN



Hani "Atam İzindeyiz!" demiştin zamanın birinde ve en sonunda "Sorma Ata'm, halimizi; hal mi kaldı anlatacak..." diye tüm düşüncelerimize tercüman olmuştun...İşte ben de şimdi o noktadayım...Anlatacak bir şey bulamamak... Rahat uyu!