iş-güç arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş-güç arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2010 Salı

bir nefeslik hava


...yurt bilgisi dersiyle kimya dersi arasında bir teneffüssün sevgili...


15 Mayıs 2010 Cumartesi

muhayyel

akdeniz çocuğuyuz ya,
akdeniz yürüyüş atlasını atmışım çantama. içinde bulunan durakların bir kısmında adımlamış olmanın verdiği huzuru hissettim biraz önce, atlası tekrar elime aldığımda.
ciddi bir yoğunluğun tam ortasındayım, "beynim ağrıyor" ne demek bilmiyorum; ama "beynim ağrıyor" demek istiyorum. konuyu yine dallandırdım, bu huy ne zaman kuruyacak bilemedim ki?
neyse,

gelidonya diyorum.
uyku tulumunu alsam, fenerin yanı başında bir çardak vardı hıh işte oraya serilsem ikiseksen, önümdeki tabloya bıraksam kendimi, kulağımdan da library tapes aksa...
ya da tek ben değil de, biz yapsak...

güneş askıda kalmaktan yorgun düşse, elini kolunu sallayarak denize kıpkırmızı bir armağan verse, ardından fener lambası ile yakamoz dans etmeye başlasa...

öyle şeyler işte...


17 Şubat 2010 Çarşamba

...

rengarenk seçeneğin içinden, o da 'mavi' olanını istedi. 
annesi, çocuğun kararsızlığı karşısında büyük bir sabır gösteriyordu. çocuk da, sabrı zorlamak istermişcesine, bir değil iki değil üç adet çubuk şeker istiyordu.
kırmızı da olsun, mavi de olsun, yeşil de olsun cümlecikleri çocuğun o küçük dünyasında büyük bir kararsızlık yumağına dönüşüyordu.
en sonunda, mavi kaplı çubuk şekeri seçip, annesinin elinden sabırsızca almayı bekledi.

şuursuzca izlediğim bu iki kişinin sohbeti, içinde bulunduğum siyahlığın tonunu koyulaştırmaya yetmişti.
keşke, o çocuğun çubuk şekeri seçimi kadar zor olsaydı her şey...
keşke o kadar olsaydı.......
ne olurdu, sonucunda mutlaka bir çubuk şekerim olurdu, ha mavi ha kırmızı ha yeşil. ama çubuk şekerim olurdu.
önümde seçebileceğim bir çubuk şekerim bile yok!

7 Şubat 2010 Pazar

.

toplantı öncesi, sadece seslenmek istedim...
kasvetli bir antalya hakim..
ama yine de güzel her şey, evet çok güzel. yağmur da yağıyor, toplantı da başlıyor...
geri gelmek üzere gidiyorum...

5 Şubat 2010 Cuma

..

her işi, anında yapmak zorunda değilim.
yeter artık.
ilk defa, haykırmak istiyorum.
ve ilk defa sanal günlüğüm, sana mide bulandırıcı bir biçimde iç döküyorum.
her işi, anında yapmak zorunda değilim. eyvallah, alında enayi yazıyor olabilir de, bu kadar değil ama, bu kadar olmamalı..
bu ne şimdi?
karışık her şey...çok karışık...bunu yazmamış kabul etmek, hatta hiç göndermemek isterdim; ama delicesine seni sanal aleme yollayasım var. yollayayım ki, dönüp okursam birgün seni, ne kadar ezildiğini gör insanlar tarafından.
yeter diyerek sızlanmayı da bırak.
bunu sen istiyorsun...

25 Ocak 2010 Pazartesi

soyut

gördüklerinden, duyduklarından, iliklerine kadar işleyen kokulardan ibaret sanıyordun...

oysa;
varlığı gözle görülemeyen, madde hali olmayan, sadece ama sadece düşüncede var olduğu kabul edilen bir soyuttun.
bir öyküydün sadece,
hepsi bu!

zira

farkındayım,
hiç olmadığım kadar yapmadıklarımın, yapamadıklarımın farkındayım.
iç dökme akışkanlığını bir süreliğine rafa kaldırdım, zira dökülecek bir iç kalmadı...
yorgunluk, akabinde hastalık, akabinde inadına uykusuzluk ve....
evet, ihtiyacım var; ama neye?
4 güne mi?
aslında 4 gün değil ki benim derdim arkadaş!
4 gün değil...
gidiyorum,
bilmem belki gelirim...
gelmeyi çok istiyorum zira...

5 Ocak 2010 Salı

time

dünyayı kurtardığım masadayım,
bir yandan çalışmalar koştururken,
kulağımda Floyd akıyor...
"time" diyor...


And you run and you run to catch up with the sun, but it's sinking
Racing around to come up behind you again
The sun is the same in a relative way, but you're older
Shorter of breath and one day closer to death


birden Olimpos'a gittim, gelemedim..
yağan yağmuru, toprağın içimi ısıtan kokusunu, gecenin karanlığı çökünce; burnumun dibindeki yıldızların arkadaşlığını sohbetini özledim...
alıp götürdü yine bu "time" beni...
satamadan da getirdi..
masaya geri dönmeliyim...
dönüyorum...
dön........


(zamanım olsa sana da dinletirdim günlük;
kimbilir, akşam evime konabilirsem doyururum seni de...)
...................................................
evet an itibariyle evime uçuşumu gerçekleştirmiş bulunmaktayım. (21:07)
içime dert oldu, senin de kulaklarında, ruhunda bunu hissetmeni istiyorum.
yok yok, hissedemezsin de, duymanı istiyorum.
evet, bunu istiyorum.
buyrun efenim...


11 Aralık 2009 Cuma

... .. .

geçmez dediğim zaman, nasıl da gülümsüyor yanımdan adımlarken...
uzatmadım ki zaten elimi, tutmak istemedim ki ben seni...
ben, istemedim ki seni...
...
..
.

25 Kasım 2009 Çarşamba

yılın 329.günü

nefes almaya çalıştığım evrende, yılın 329. gününü yaşamaya çalışıyorum.
Samsa ile hem gücüm var hem gücüm yok;
Samsa ile hem küçüğüm hem büyüğüm;

Samsa ile hem varım hem yokum...
ama yılın 329. günündeyim, elimde varolduğunu sandığım varlığımla...

20 Kasım 2009 Cuma

itiraf

şu anda dünyayı kurtardığım masamdan döktürüyorum;
4 gündür uzaktım buradan,
özlemişim ):

13 Kasım 2009 Cuma

karşılıksız...

küçücük bedenden büyük olan sevgimle size sesleniyorum;

hep bir kayboluş hakimdir bünyemde, öykümde...
ama inadına hayata sımsıkı sarılmış, yaşamaya adanmış bir kayboluş benimkisi!
belki de kendimden kaçarken buldum kendimi?
izlediğim yol, yönümü şaşırttı. şimdi biliyorum, adımlarım daha tutarlı, daha anlamlı, daha umut dolu.

sizin bu hikayenizde, yanınızda nefes alırım ya da alamam; kalbinize dokunurum ya da dokunamam...ama bilinse de olur bilinmese de.

ben öykü, kaybolmuş öykü.
bu kaybolmuşluğumla size yürekten bağlı olan hikayeyim.

yolunuz açık, umutlu olsun.

bizim küçücük bedenlerimiz vardır, içlerinde kocaman bir yürek barındıran!

...nice yıllara, ikiniz de hayatıma anlam katanlarsınız, hayatımın anlam depolarısınız...

...............................................
sevgili abim, canım kardeşim; başınızın tatlı belası öykücükten minik bir kuple efem (:
sevgili annecim de babacım da sizedir asıl söyleyeceklerim. hayatımdaki değerli iki insanı şu toprağa saldığınız için, sevgiler saygılar efenim. gerçi bunun üstüne söylenecek çok şey var; ama bu akşam söyleyeceğim gözlerinizin içine bakarak (:
öper sizi bu hatun, ve alıp başını gider.
iş ve de güç beni bekler...

7 Ekim 2009 Çarşamba

zzzzzzzz


artık ciddi anlamda "uyku modu"na geçmem gerek, tükendiğimin resmidir...
gerçekten şu sanal yaprakta bulunanlar şikayet amaçlı yazılmıyor, içimi dökebildiğim sadece sen varsın, o kadar!

biraz sonra görüşmelerim başlayacak, başlayacak saati belli de ne zaman biter orası bilinmez...

şu tantana başlamadan önce, biraz melodi diyelim, haydi hep beraber dinleyelim...

29 Eylül 2009 Salı

a little music

28 Eylül 2009 Pazartesi

pişt pişt....

aman efendim kimler gelmiş kimler gelmiş....
hoş beş gelmişsiniz...
haftanın 7 günü çalışmaya alışan öykü, bu tempoyu daha ne zamana kadar kaldırabileceğini düşünmeden edemiyor, zira 3 yıldır böyle çalışmaya da alışmış olması daha da ayrı bir konu!

neyse efenim, normal zamanlarda (bu ne demek gerçekten bilmiyorum?), pazartesi günleri bünyesini yatağa bağlaması gerekirken, kalkmış yine ofise gelmiş bulunmaktadır...
"ehhh yeter gayrı canım" demeyeceğim, ulvi görevimdir, SAOL!

uzatmadan söylemem gereken şeyi söyleyip, kaybolayım...

"GÜNAYDINNNNN" der, gününüzün huzur içinde geçmesini dilerim!
alır başımı giderim,

27 Eylül 2009 Pazar

işlem tamam efenim

izinsiz devam eden çalışmaların sonu gelmez bizde...genciz, gücümüz var ya, ulen nasıl da gaza geliyoruz? gün gelecek, dikecem bacakları tavana o olacak..töbe töbe..

neyse efenim, bir pazar sabahı, erkenden kalkılmış, güneş doğurulmuş, mis gibi çay demlendirilmiş, küçük minik 1 kişilik kahvaltı masası hazırlanılmış, lokmalar boğaza dizilmiş ve ofise doğru yol alınmıştır...
ofise varılmış, bodoslama işe-işlere girişilmiştir...an itibariyle öykücüğün bittiği hissedilmiş, müzik molası verilmiş, "yeter laaa ben de insanım benim de canım varr" denilmiş, öğle yemeği yenilmediği hatırlanmıştır...

şimdi çıkıyorum şu dört duvardan, ilk önce şu minik mideme bir bayram ettireyim, sonra da ineyim kaleiçine, açayım kitabımı, ısmarlayayım kendime buz gibi misler gibi bir efes...aman yarabbi..tutmayın beni..heyttttt (:

daha ne duruyorum ki burada, ulen günlük sen yok musun sen!!!! bağımlılık yaptın ha (:

hadi hadi ben cufcufluyorum...

26 Eylül 2009 Cumartesi

efendim anlamadım?

neymiş efendim, düzey belirleyecekmişim..pehhh!
ben kimim ki?
boş işler bunlar öykü hanım boş işler...
alsan 450d'ni, adımlasan güzel şehrin antalya'nın dar sokaklarında, doğursan güneşi bu sabah olduğu gibi, batırsan bir de arkasından...

ufffff, şu dört duvarda sıkışmışlığımla, kokuşmuşluğumla, kanatlarımı çırpıp silkinmek istiyorum..

yeter yahuuu..
hadi ben dönmeliyim tekrar, malum dünyayı kurtarmak zahmetli iş..

bu arada pazar günleri çalışmalarım tekrar başlamış durumda..vatana da millete de hayırlı olmasın kardeşim istemiyorum...
gün gelecek pazar gezeceğim günler gelecek...sadece 10 ay sonra (:
bak ne kadar umut doluyum....
hahah kendini kandırmadan geçmez arkadaş geçmez...

amannn başladım yine uzatmaya, yavaştan uçuyorum, malum huyum kuruyamadı gitti..
tamam tamam bak gerçekten gittim (:

24 Eylül 2009 Perşembe

(:

lalalaaaaaaaa

23 Eylül 2009 Çarşamba

...

dipdiri sabaha uyanan öykü...
ikizini bulan pencere önü çiçeği...

17 Eylül 2009 Perşembe

saçmalık bu!

uzun zaman olmuş sesimi sana duyurmayalı..
öyle yoğunluğun içine sıkışmış hissediyorum ki; sanırım şu küçük nefese ihtiyacım vardı...

450d'ciğimle acayip bir saadetimiz oluştu, aman bozulmasın (: birbirimizin sınırlarını biliyoruz, karışmıyoruz özelimize; ama inadına parmaklarımız birbirimizin hayatında baskı uyguluyor...(:

anneciğim daha iyi; ama hala yürüyeceğimiz günün hayaliyle her gece gözlerimizi kapatıp her sabah umutla açıyoruz...

bazen saçmalamak gerekir ya hani; hıh işte ben tam o noktadayım..
gittim...