...yurt bilgisi dersiyle kimya dersi arasında bir teneffüssün sevgili...
iş-güç arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş-güç arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Mayıs 2010 Salı
bir nefeslik hava
...yurt bilgisi dersiyle kimya dersi arasında bir teneffüssün sevgili...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
13:38:00
15 Mayıs 2010 Cumartesi
muhayyel
akdeniz çocuğuyuz ya,
akdeniz yürüyüş atlasını atmışım çantama. içinde bulunan durakların bir kısmında adımlamış olmanın verdiği huzuru hissettim biraz önce, atlası tekrar elime aldığımda.
ciddi bir yoğunluğun tam ortasındayım, "beynim ağrıyor" ne demek bilmiyorum; ama "beynim ağrıyor" demek istiyorum. konuyu yine dallandırdım, bu huy ne zaman kuruyacak bilemedim ki?
neyse,
gelidonya diyorum.
uyku tulumunu alsam, fenerin yanı başında bir çardak vardı hıh işte oraya serilsem ikiseksen, önümdeki tabloya bıraksam kendimi, kulağımdan da library tapes aksa...
ya da tek ben değil de, biz yapsak...
öyle şeyler işte...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
17:03:00
17 Şubat 2010 Çarşamba
...
rengarenk seçeneğin içinden, o da 'mavi' olanını istedi.
annesi, çocuğun kararsızlığı karşısında büyük bir sabır gösteriyordu. çocuk da, sabrı zorlamak istermişcesine, bir değil iki değil üç adet çubuk şeker istiyordu.
kırmızı da olsun, mavi de olsun, yeşil de olsun cümlecikleri çocuğun o küçük dünyasında büyük bir kararsızlık yumağına dönüşüyordu.
en sonunda, mavi kaplı çubuk şekeri seçip, annesinin elinden sabırsızca almayı bekledi.
şuursuzca izlediğim bu iki kişinin sohbeti, içinde bulunduğum siyahlığın tonunu koyulaştırmaya yetmişti.
keşke, o çocuğun çubuk şekeri seçimi kadar zor olsaydı her şey...
keşke o kadar olsaydı.......
ne olurdu, sonucunda mutlaka bir çubuk şekerim olurdu, ha mavi ha kırmızı ha yeşil. ama çubuk şekerim olurdu.
önümde seçebileceğim bir çubuk şekerim bile yok!
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
12:05:00
7 Şubat 2010 Pazar
.
toplantı öncesi, sadece seslenmek istedim...
kasvetli bir antalya hakim..
ama yine de güzel her şey, evet çok güzel. yağmur da yağıyor, toplantı da başlıyor...
geri gelmek üzere gidiyorum...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
13:14:00
5 Şubat 2010 Cuma
..
her işi, anında yapmak zorunda değilim.
yeter artık.
ilk defa, haykırmak istiyorum.
ve ilk defa sanal günlüğüm, sana mide bulandırıcı bir biçimde iç döküyorum.
her işi, anında yapmak zorunda değilim. eyvallah, alında enayi yazıyor olabilir de, bu kadar değil ama, bu kadar olmamalı..
bu ne şimdi?
karışık her şey...çok karışık...bunu yazmamış kabul etmek, hatta hiç göndermemek isterdim; ama delicesine seni sanal aleme yollayasım var. yollayayım ki, dönüp okursam birgün seni, ne kadar ezildiğini gör insanlar tarafından.
yeter diyerek sızlanmayı da bırak.
bunu sen istiyorsun...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
13:29:00
25 Ocak 2010 Pazartesi
soyut
gördüklerinden, duyduklarından, iliklerine kadar işleyen kokulardan ibaret sanıyordun...
oysa;
varlığı gözle görülemeyen, madde hali olmayan, sadece ama sadece düşüncede var olduğu kabul edilen bir soyuttun.
bir öyküydün sadece,
hepsi bu!
oysa;
varlığı gözle görülemeyen, madde hali olmayan, sadece ama sadece düşüncede var olduğu kabul edilen bir soyuttun.
bir öyküydün sadece,
hepsi bu!
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
16:47:00
zira
farkındayım,
hiç olmadığım kadar yapmadıklarımın, yapamadıklarımın farkındayım.
iç dökme akışkanlığını bir süreliğine rafa kaldırdım, zira dökülecek bir iç kalmadı...
yorgunluk, akabinde hastalık, akabinde inadına uykusuzluk ve....
evet, ihtiyacım var; ama neye?
4 güne mi?
aslında 4 gün değil ki benim derdim arkadaş!
4 gün değil...
gidiyorum,
bilmem belki gelirim...
gelmeyi çok istiyorum zira...
hiç olmadığım kadar yapmadıklarımın, yapamadıklarımın farkındayım.
iç dökme akışkanlığını bir süreliğine rafa kaldırdım, zira dökülecek bir iç kalmadı...
yorgunluk, akabinde hastalık, akabinde inadına uykusuzluk ve....
evet, ihtiyacım var; ama neye?
4 güne mi?
aslında 4 gün değil ki benim derdim arkadaş!
4 gün değil...
gidiyorum,
bilmem belki gelirim...
gelmeyi çok istiyorum zira...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
14:19:00
5 Ocak 2010 Salı
time
dünyayı kurtardığım masadayım,
bir yandan çalışmalar koştururken,
kulağımda Floyd akıyor...
"time" diyor...
And you run and you run to catch up with the sun, but it's sinking
Racing around to come up behind you again
The sun is the same in a relative way, but you're older
Shorter of breath and one day closer to death
birden Olimpos'a gittim, gelemedim..
yağan yağmuru, toprağın içimi ısıtan kokusunu, gecenin karanlığı çökünce; burnumun dibindeki yıldızların arkadaşlığını sohbetini özledim...
alıp götürdü yine bu "time" beni...
satamadan da getirdi..
masaya geri dönmeliyim...
dönüyorum...
dön........
(zamanım olsa sana da dinletirdim günlük;
kimbilir, akşam evime konabilirsem doyururum seni de...)
...................................................
evet an itibariyle evime uçuşumu gerçekleştirmiş bulunmaktayım. (21:07)
içime dert oldu, senin de kulaklarında, ruhunda bunu hissetmeni istiyorum.
yok yok, hissedemezsin de, duymanı istiyorum.
evet, bunu istiyorum.
buyrun efenim...
bir yandan çalışmalar koştururken,
kulağımda Floyd akıyor...
"time" diyor...
And you run and you run to catch up with the sun, but it's sinking
Racing around to come up behind you again
The sun is the same in a relative way, but you're older
Shorter of breath and one day closer to death
birden Olimpos'a gittim, gelemedim..
yağan yağmuru, toprağın içimi ısıtan kokusunu, gecenin karanlığı çökünce; burnumun dibindeki yıldızların arkadaşlığını sohbetini özledim...
alıp götürdü yine bu "time" beni...
satamadan da getirdi..
masaya geri dönmeliyim...
dönüyorum...
dön........
(zamanım olsa sana da dinletirdim günlük;
kimbilir, akşam evime konabilirsem doyururum seni de...)
...................................................
evet an itibariyle evime uçuşumu gerçekleştirmiş bulunmaktayım. (21:07)
içime dert oldu, senin de kulaklarında, ruhunda bunu hissetmeni istiyorum.
yok yok, hissedemezsin de, duymanı istiyorum.
evet, bunu istiyorum.
buyrun efenim...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
16:51:00
11 Aralık 2009 Cuma
... .. .
geçmez dediğim zaman, nasıl da gülümsüyor yanımdan adımlarken...
uzatmadım ki zaten elimi, tutmak istemedim ki ben seni...
ben, istemedim ki seni...
...
..
.
uzatmadım ki zaten elimi, tutmak istemedim ki ben seni...
ben, istemedim ki seni...
...
..
.
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
11:23:00
25 Kasım 2009 Çarşamba
yılın 329.günü
nefes almaya çalıştığım evrende, yılın 329. gününü yaşamaya çalışıyorum.
Samsa ile hem gücüm var hem gücüm yok;
Samsa ile hem küçüğüm hem büyüğüm;
Samsa ile hem varım hem yokum...
ama yılın 329. günündeyim, elimde varolduğunu sandığım varlığımla...
Samsa ile hem gücüm var hem gücüm yok;
Samsa ile hem küçüğüm hem büyüğüm;
Samsa ile hem varım hem yokum...
ama yılın 329. günündeyim, elimde varolduğunu sandığım varlığımla...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
15:07:00
20 Kasım 2009 Cuma
itiraf
şu anda dünyayı kurtardığım masamdan döktürüyorum;
4 gündür uzaktım buradan,
özlemişim ):
4 gündür uzaktım buradan,
özlemişim ):
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
09:45:00
13 Kasım 2009 Cuma
karşılıksız...
küçücük bedenden büyük olan sevgimle size sesleniyorum;
hep bir kayboluş hakimdir bünyemde, öykümde...
ama inadına hayata sımsıkı sarılmış, yaşamaya adanmış bir kayboluş benimkisi!
belki de kendimden kaçarken buldum kendimi?
izlediğim yol, yönümü şaşırttı. şimdi biliyorum, adımlarım daha tutarlı, daha anlamlı, daha umut dolu.
sizin bu hikayenizde, yanınızda nefes alırım ya da alamam; kalbinize dokunurum ya da dokunamam...ama bilinse de olur bilinmese de.
ben öykü, kaybolmuş öykü.
bu kaybolmuşluğumla size yürekten bağlı olan hikayeyim.
yolunuz açık, umutlu olsun.
bizim küçücük bedenlerimiz vardır, içlerinde kocaman bir yürek barındıran!
...nice yıllara, ikiniz de hayatıma anlam katanlarsınız, hayatımın anlam depolarısınız...
...............................................
sevgili abim, canım kardeşim; başınızın tatlı belası öykücükten minik bir kuple efem (:
sevgili annecim de babacım da sizedir asıl söyleyeceklerim. hayatımdaki değerli iki insanı şu toprağa saldığınız için, sevgiler saygılar efenim. gerçi bunun üstüne söylenecek çok şey var; ama bu akşam söyleyeceğim gözlerinizin içine bakarak (:
öper sizi bu hatun, ve alıp başını gider.
iş ve de güç beni bekler...
hep bir kayboluş hakimdir bünyemde, öykümde...
ama inadına hayata sımsıkı sarılmış, yaşamaya adanmış bir kayboluş benimkisi!
belki de kendimden kaçarken buldum kendimi?
izlediğim yol, yönümü şaşırttı. şimdi biliyorum, adımlarım daha tutarlı, daha anlamlı, daha umut dolu.
sizin bu hikayenizde, yanınızda nefes alırım ya da alamam; kalbinize dokunurum ya da dokunamam...ama bilinse de olur bilinmese de.
ben öykü, kaybolmuş öykü.
bu kaybolmuşluğumla size yürekten bağlı olan hikayeyim.
yolunuz açık, umutlu olsun.
bizim küçücük bedenlerimiz vardır, içlerinde kocaman bir yürek barındıran!
...nice yıllara, ikiniz de hayatıma anlam katanlarsınız, hayatımın anlam depolarısınız...
...............................................
sevgili abim, canım kardeşim; başınızın tatlı belası öykücükten minik bir kuple efem (:
sevgili annecim de babacım da sizedir asıl söyleyeceklerim. hayatımdaki değerli iki insanı şu toprağa saldığınız için, sevgiler saygılar efenim. gerçi bunun üstüne söylenecek çok şey var; ama bu akşam söyleyeceğim gözlerinizin içine bakarak (:
öper sizi bu hatun, ve alıp başını gider.
iş ve de güç beni bekler...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
13:42:00
7 Ekim 2009 Çarşamba
zzzzzzzz
artık ciddi anlamda "uyku modu"na geçmem gerek, tükendiğimin resmidir...
gerçekten şu sanal yaprakta bulunanlar şikayet amaçlı yazılmıyor, içimi dökebildiğim sadece sen varsın, o kadar!
biraz sonra görüşmelerim başlayacak, başlayacak saati belli de ne zaman biter orası bilinmez...
şu tantana başlamadan önce, biraz melodi diyelim, haydi hep beraber dinleyelim...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
12:34:00
29 Eylül 2009 Salı
28 Eylül 2009 Pazartesi
pişt pişt....
aman efendim kimler gelmiş kimler gelmiş....
hoş beş gelmişsiniz...
haftanın 7 günü çalışmaya alışan öykü, bu tempoyu daha ne zamana kadar kaldırabileceğini düşünmeden edemiyor, zira 3 yıldır böyle çalışmaya da alışmış olması daha da ayrı bir konu!
neyse efenim, normal zamanlarda (bu ne demek gerçekten bilmiyorum?), pazartesi günleri bünyesini yatağa bağlaması gerekirken, kalkmış yine ofise gelmiş bulunmaktadır...
"ehhh yeter gayrı canım" demeyeceğim, ulvi görevimdir, SAOL!
uzatmadan söylemem gereken şeyi söyleyip, kaybolayım...
"GÜNAYDINNNNN" der, gününüzün huzur içinde geçmesini dilerim!
alır başımı giderim,
hoş beş gelmişsiniz...
haftanın 7 günü çalışmaya alışan öykü, bu tempoyu daha ne zamana kadar kaldırabileceğini düşünmeden edemiyor, zira 3 yıldır böyle çalışmaya da alışmış olması daha da ayrı bir konu!
neyse efenim, normal zamanlarda (bu ne demek gerçekten bilmiyorum?), pazartesi günleri bünyesini yatağa bağlaması gerekirken, kalkmış yine ofise gelmiş bulunmaktadır...
"ehhh yeter gayrı canım" demeyeceğim, ulvi görevimdir, SAOL!
uzatmadan söylemem gereken şeyi söyleyip, kaybolayım...
"GÜNAYDINNNNN" der, gününüzün huzur içinde geçmesini dilerim!
alır başımı giderim,
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
09:41:00
27 Eylül 2009 Pazar
işlem tamam efenim
izinsiz devam eden çalışmaların sonu gelmez bizde...genciz, gücümüz var ya, ulen nasıl da gaza geliyoruz? gün gelecek, dikecem bacakları tavana o olacak..töbe töbe..
neyse efenim, bir pazar sabahı, erkenden kalkılmış, güneş doğurulmuş, mis gibi çay demlendirilmiş, küçük minik 1 kişilik kahvaltı masası hazırlanılmış, lokmalar boğaza dizilmiş ve ofise doğru yol alınmıştır...
ofise varılmış, bodoslama işe-işlere girişilmiştir...an itibariyle öykücüğün bittiği hissedilmiş, müzik molası verilmiş, "yeter laaa ben de insanım benim de canım varr" denilmiş, öğle yemeği yenilmediği hatırlanmıştır...
şimdi çıkıyorum şu dört duvardan, ilk önce şu minik mideme bir bayram ettireyim, sonra da ineyim kaleiçine, açayım kitabımı, ısmarlayayım kendime buz gibi misler gibi bir efes...aman yarabbi..tutmayın beni..heyttttt (:
daha ne duruyorum ki burada, ulen günlük sen yok musun sen!!!! bağımlılık yaptın ha (:
hadi hadi ben cufcufluyorum...
neyse efenim, bir pazar sabahı, erkenden kalkılmış, güneş doğurulmuş, mis gibi çay demlendirilmiş, küçük minik 1 kişilik kahvaltı masası hazırlanılmış, lokmalar boğaza dizilmiş ve ofise doğru yol alınmıştır...
ofise varılmış, bodoslama işe-işlere girişilmiştir...an itibariyle öykücüğün bittiği hissedilmiş, müzik molası verilmiş, "yeter laaa ben de insanım benim de canım varr" denilmiş, öğle yemeği yenilmediği hatırlanmıştır...
şimdi çıkıyorum şu dört duvardan, ilk önce şu minik mideme bir bayram ettireyim, sonra da ineyim kaleiçine, açayım kitabımı, ısmarlayayım kendime buz gibi misler gibi bir efes...aman yarabbi..tutmayın beni..heyttttt (:
daha ne duruyorum ki burada, ulen günlük sen yok musun sen!!!! bağımlılık yaptın ha (:
hadi hadi ben cufcufluyorum...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
15:49:00
26 Eylül 2009 Cumartesi
efendim anlamadım?
neymiş efendim, düzey belirleyecekmişim..pehhh!
ben kimim ki?
boş işler bunlar öykü hanım boş işler...
alsan 450d'ni, adımlasan güzel şehrin antalya'nın dar sokaklarında, doğursan güneşi bu sabah olduğu gibi, batırsan bir de arkasından...
ufffff, şu dört duvarda sıkışmışlığımla, kokuşmuşluğumla, kanatlarımı çırpıp silkinmek istiyorum..
yeter yahuuu..
hadi ben dönmeliyim tekrar, malum dünyayı kurtarmak zahmetli iş..
bu arada pazar günleri çalışmalarım tekrar başlamış durumda..vatana da millete de hayırlı olmasın kardeşim istemiyorum...
gün gelecek pazar gezeceğim günler gelecek...sadece 10 ay sonra (:
bak ne kadar umut doluyum....
hahah kendini kandırmadan geçmez arkadaş geçmez...
amannn başladım yine uzatmaya, yavaştan uçuyorum, malum huyum kuruyamadı gitti..
tamam tamam bak gerçekten gittim (:
ben kimim ki?
boş işler bunlar öykü hanım boş işler...
alsan 450d'ni, adımlasan güzel şehrin antalya'nın dar sokaklarında, doğursan güneşi bu sabah olduğu gibi, batırsan bir de arkasından...
ufffff, şu dört duvarda sıkışmışlığımla, kokuşmuşluğumla, kanatlarımı çırpıp silkinmek istiyorum..
yeter yahuuu..
hadi ben dönmeliyim tekrar, malum dünyayı kurtarmak zahmetli iş..
bu arada pazar günleri çalışmalarım tekrar başlamış durumda..vatana da millete de hayırlı olmasın kardeşim istemiyorum...
gün gelecek pazar gezeceğim günler gelecek...sadece 10 ay sonra (:
bak ne kadar umut doluyum....
hahah kendini kandırmadan geçmez arkadaş geçmez...
amannn başladım yine uzatmaya, yavaştan uçuyorum, malum huyum kuruyamadı gitti..
tamam tamam bak gerçekten gittim (:
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
14:07:00
24 Eylül 2009 Perşembe
23 Eylül 2009 Çarşamba
...
dipdiri sabaha uyanan öykü...
ikizini bulan pencere önü çiçeği...
ikizini bulan pencere önü çiçeği...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
17:17:00
17 Eylül 2009 Perşembe
saçmalık bu!
uzun zaman olmuş sesimi sana duyurmayalı..
öyle yoğunluğun içine sıkışmış hissediyorum ki; sanırım şu küçük nefese ihtiyacım vardı...
450d'ciğimle acayip bir saadetimiz oluştu, aman bozulmasın (: birbirimizin sınırlarını biliyoruz, karışmıyoruz özelimize; ama inadına parmaklarımız birbirimizin hayatında baskı uyguluyor...(:
anneciğim daha iyi; ama hala yürüyeceğimiz günün hayaliyle her gece gözlerimizi kapatıp her sabah umutla açıyoruz...
bazen saçmalamak gerekir ya hani; hıh işte ben tam o noktadayım..
gittim...
öyle yoğunluğun içine sıkışmış hissediyorum ki; sanırım şu küçük nefese ihtiyacım vardı...
450d'ciğimle acayip bir saadetimiz oluştu, aman bozulmasın (: birbirimizin sınırlarını biliyoruz, karışmıyoruz özelimize; ama inadına parmaklarımız birbirimizin hayatında baskı uyguluyor...(:
anneciğim daha iyi; ama hala yürüyeceğimiz günün hayaliyle her gece gözlerimizi kapatıp her sabah umutla açıyoruz...
bazen saçmalamak gerekir ya hani; hıh işte ben tam o noktadayım..
gittim...
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
16:48:00
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



