saçmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2010 Cuma

hiç, şey-ler; boş, şey-ler

"uyan" dedi sesin,
uyanmayan sen ile kalakalmışlığım bana sinsice gülümsüyordu...
uyanmışlığımla baktım kapalı gözlerine, çok istikrarlı davrandıklarını ve davranacaklarını bilmeme rağmen bekledim...anlatacak, yaşanacak çok şey varken bu yarım bırakışlarını benimsemiş olmanın verdiği ağırlığa şaşıp kalıyordum.
yoktu anlatacak yoktu yaşanacak...
ama yine de,
keşke;
..................................

10 Ağustos 2010 Salı

yok, bir şey-ler

bilmem neremden akan terden bahsetmeyeceğim tamam; cebimin delik oluşundan ve delik oluşumu sonrasında dar koridorlarında volta attığım sağlık merkezinden, boş bir kaldırım kenarı bulduğumda yüzüme tebessümü oturttuğum son iki günden de bahsetmeyeceğim tamam. gerçi iki gün yine böyle devam edecek ama söz bundan da bahsetmeyeceğim...
oradan buraya buradan oraya edilen sevklerden hele hiç bahsetmeyeceğim...
cep delik olmasaydı ama içinde de bir şey olmasaydı -yine olduğu gibi- takas olayına biz de girebilseydik antik yunanda olduğu gibi ne güzel olurdu. gerçi benim verebilecek bir sığırım olmazdı; ama elmalı turtamdan yapardım, isterlerse kıymalı börek bile açardım, şu lanet sıcakta bir de buz gibi limonata yapardım, hadi şimdi bak bakalım kuş beynimde ne varmış ne yokmuş derdim...
gitme sebebimi bile unuttuğum rahatsızlığım nedense yok oluverdi. çünkü başka yerlerimden patlak veren sızıntılar hissediyorum; özellikle asabiyet nedir bilmeyen ben, bugün kaldırımda bir kişiye omuz atmış, otobüste de ağlayan bir çocuğa sinsi bir bakış fırlatmış bulunmaktayım, kendimden korktum çocuğa neden ağlıyorsun bir sussana deyip girişeceğim diye...yok yok, zamanım mı doluyo diyeceğim ama ben daha yeni doldurmuştum bünyeyi..ee bu ne öyleyse..
ne diyorum ben? saçmalama özgürlüğümü kullanıyorum her zaman olduğu gibi...
sinirliyim, ıslak bir bedene sahibim, kirpiklerimden akan tere engel olamayan bir kişiliğim..
yok be, ben hiçim!
gittim
nokta

23 Mayıs 2010 Pazar

radyoloji


503 gün sonra hastaneye ilk defa adım atmış olmak,
önce el, ayak, sırt titremesi,
sonra durumu kanıksamaya çalışmak,
"hiç olmazsa farklı sebepten geldin öykü, bir rahat durur musun?" iç sesleriyle bünyeyi oyalamak,
radyoloji koridorunda iki ileri bir geri ya da bir ileri iki geri oyunları oynamak,
yine radyoloji koridorunda, sonuç ellerimin arasında dururken, arka pencerede dağ manzarasına doğru uzanmak,
"içim sıkılınca buraya da gelebilirim" diyerek, sırtımı iyice yaslamak,
kulağa da library tapes göndermek...

hastanenin, radyoloji koridoru hiç bu kadar çekici gelmemişti, analizi yapmaya mecbur olmak...

arka pencere, ağaçlar, dağlar, library tapes, bank, radyoloji sonucu, bir türlü rahat vermeyen düşünce bulutları, hayaller, tebessümler, kanamalar...
bu sefer öykü eksik kalsın olur mu?
yoruldu................

17 Şubat 2010 Çarşamba

...

rengarenk seçeneğin içinden, o da 'mavi' olanını istedi. 
annesi, çocuğun kararsızlığı karşısında büyük bir sabır gösteriyordu. çocuk da, sabrı zorlamak istermişcesine, bir değil iki değil üç adet çubuk şeker istiyordu.
kırmızı da olsun, mavi de olsun, yeşil de olsun cümlecikleri çocuğun o küçük dünyasında büyük bir kararsızlık yumağına dönüşüyordu.
en sonunda, mavi kaplı çubuk şekeri seçip, annesinin elinden sabırsızca almayı bekledi.

şuursuzca izlediğim bu iki kişinin sohbeti, içinde bulunduğum siyahlığın tonunu koyulaştırmaya yetmişti.
keşke, o çocuğun çubuk şekeri seçimi kadar zor olsaydı her şey...
keşke o kadar olsaydı.......
ne olurdu, sonucunda mutlaka bir çubuk şekerim olurdu, ha mavi ha kırmızı ha yeşil. ama çubuk şekerim olurdu.
önümde seçebileceğim bir çubuk şekerim bile yok!

12 Ocak 2010 Salı

la la laaa

beyoğlu'nda gezersin, gözlerini süzersin aaaaa
sevdiceğim yavrucağım niçin niçin beni üzersin...

gerçekten anlamını bilemediğim bir noktadayım, çözümsüzdür, kaybolmuştur, hükümsüzdür
bir de!

doldu doldu benim zamanım,
doldu (:

10 Ocak 2010 Pazar

miş

paylaşılmak istenilen güzellikler,
içinde saklı kalmak zorunda bırakılınca,
kusmak istemiyor musun?
ben istemiyorum,
kusuyorum.
içinin kıpırtısına bırakmak varken akışını;
neden duruyorsun?
cebindeki yalnızlığının ağırlığını, atabileceğin umudunu taşımaktan mı yorgun düştün?
kendi dostluğundan mı sıkıldın yoksa?
kendi sesini bile kaldıramayacağın gerçeği mi batıyor yoksa ruhuna?
di'li miş'li geçmiş zamanların sorunlarını, omuzlarında taşıma döngüsü mü sıkıştırıyor yoksa hikayeni?
dokunmak istediğin hiçbir şeye dokunamamak mı öldürüyor yoksa benliğini?
yoksa, sevdiğinin uzakta uyumakta olduğu hayali mi yeşertiyor, kendin tarafından öldürülen benliğini?
kabul et; bunu seviyorsun!

6 Ocak 2010 Çarşamba

istediğin gibi (imiş)

eyvallah,
hayallerimin istediğinden bahsetme özgürlüğüne sahibim..evet, sahibim.
ama;
düşlerimin, düşündüklerimin hepsinin olma olasılığına cevap veremiyorum...
tamam kandırıyorum kendimi de, bu kadar da değil...
evet, bu kadar da değil.

şimdi sana paslıyorum;
düşünden düşündüklerinden, hepsinin olduğunu farzet!
evet, farzet...

merak içindeyim, ne olacak?

13 Aralık 2009 Pazar

oyuna devam#


gördüm ki
başka nefeslerin hikayelerinde virgüller-ünlemler-üç noktalar-noktalı virgüller-iki nokta üst üsteler biriktirmişim
o nefesler ki bu yargılara açmışlar kapılarını kapatmamak üzere
aynı zamanda yine o nefesler ki hikayeme koydukları noktaları da esirgememişler

ve nihayet kendi noktalarımla başbaşa kalmışlığımla selamlamışım alemi
üç nokta

30 Temmuz 2009 Perşembe

Yann ve Öykücük


...sevgili günlük...

şu anda ofisten bağlanıyorum sana. bugün rahat çok rahat bir gün olacak. dünün ve yarının yoğunluğunun arasında sıkışmış, öykücük için ayrılmış küçücük rahat bir gün...sanırım bunun verdiği huzurla gece yattım, daldım uykuya. aman allahım o da ne! Yann'cığım karşımda (:
uzun zamandır görüşmemiştik rüyalarda yahu.. rüyalarda buluşuruz demiştik oysa ki en son (:

neyse efenim konuyu dağıtmayayım, geliyordu, konsere geliyordu Yann'cığım (: ooo yeahhh...
"yeter artık öykü, çok bekledin beni" diyordu... [hahaha rüyaya bak be. ulen ben gece bir şey de yemedim yatmadan önce, bir yerim de açık kalmamıştı uyurken hahaha (: ]
neyse asıl vahim durum şuydu; o da ne! ahan daaa..konser tarihi, benim iş yoğunluğu açısından en civcivli olduğum an...napsak nasıl etsek? kolay yahu, dert ettiğin şeye bak öykü! istifa edeceksin tabi ki!
aman canım sağolsun, bir kere gelmişim dünyaya, bırakır işi, Yann'a koşarım...belki bana kendisi bir iş verir ne dersin günlük? sahne temizliğini yaparım ben onun (:
kemanının tellerinin tozunu alırım (:

işte neyse, seninle paylaşmak istediğim buydu, içim kıpır kıpır oldu sabah kalkınca, bu yüzden de kalkmadım yataktan, yattım, işe de geç geldim zaten...ama mutluyum...
evet evet bugün çok güzel bir gün...

şimdi de sizi Yann'cığımla başbaşa bırakayım bari..