niçin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
niçin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2009 Pazartesi

bu senin oyunun

söyleyebilecek gücün varken, boğazında düğümlenen nefese neden izin veremiyorsun!
açıklayamıyorsun.
kabul et, bunu seviyorsun...?

caddenin karanlığına, seni içine çekmek için can atan sessizliğine bırakmak varken hikayeni; neden sinmişsin oturduğun koltuğuna!
kalkamıyorsun.
kabul et, bunu sevmiyorsun...?

4 Ekim 2009 Pazar

telaş çemberi

etrafımda bir telaş, meçhul benliğimi içine çekmek için yarış halinde!
oysa ki akşam olunca beni bekleyen sadece kapım...

göz kapaklarım ağır, birgün kapanacak, bunun bilgisi varolduğu sürece her şey boşuna!

bu telaş niye?

sadece rüyalarıma sığındığım bir hayatı yaşıyorum,

devam ediyorum,

23 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş mi dedin...



geçmişte nefes almadan yapılır mı arkadaş?
9 yıl oldu mu bee!!! (aslında 26 yıl!)
vayy anam vayy...
şu Eylül ayında, şu Eylül'ü dillendirmeseydik ayıp olacaktı..
buyrun efem, kulak pası itinayla silinir...
buyrun buyrun (:

17 Eylül 2009 Perşembe

öyle

akan hızına yetişemiyordum,
köprüdeydim; alttan su akmıyordu, demir yığınları gözden kayboluyordu...
köprünün tam ortasında, kendime bir yer edindim, tırmandım korkuluklarına, oturdum, ayaklarımı salladım korkuluklardan aşağıya...
demir yığınları akıyordu bedenimin altından;
gecenin sessizliğini delercesine, kimseye hesap vermeden...

yer çekimini bekledim durdum öylece, yoktu!

5 Eylül 2009 Cumartesi

...

güneş zaten doğuyor ve batıyor; beni dinlemiyor ki...
ben bırakmış durumdayım!
çözemediğim tek şey: neden bütün sokaklarım sana doğru?

31 Ağustos 2009 Pazartesi

?

bir tane geçti...işte bir tane daha...üç oldu...dört, beş, altı...
yolculuk var hep; bir yerden bir yere... "durmak yok yola devam" diyor herkes...
peki birisi bana açıklayabilir mi?
nereye gidiyorsunuz?

ya da genellemeyeceğim, sadece sana soruyorum! nereye gidiyorsun? neden gidiyorsun? neden gittin?

sıyrılabildin mi tüm gerçekliğinden yaşamının?
çözebildin mi saklı düşüncelerini?
kendine bile açıklamaya çekindiğin saklı korkularınla yüzleşebildin mi?
"hayır" mı? peki öyleyse, yol almaya devam et.

neden gitmiyorsun?

9 Ağustos 2009 Pazar

...

gün geçmiyor ki huzursuzluk tavan yapmasın!
anlam veremediğim bir şey bu... gülerken, kahkaha atarken, hatta kahkaha atarken gözlerimden yaşlar dökülürken bir huzursuzluk hakim bünyede...neden ki?

koşuşturmalarımı bıraktım, an'ı yaşayıp akıtıyorum öykümü...

sana söylüyorum, "bırak dünyayı kurtarmayı" diyorum...hatta bir tek sana da söylemiyorum, önüme gelen herkese....
ama ya kendimle konuşmalarım?
bu kadar çok diyalog bünyeyi yıpratıyor. sanırım son 4 ayda yaşadıklarım, yaşadıklarımı sandıklarım, kandırıldıklarım, hüzünlerim AMA SADECE hüzünlerim sebep buna...en ufak bir sevinç bile yok 4 ay öncesine dair. ne acı!

4 aydır konuşmayı bıraktım. iç huzurun nerede olduğunu arıyorum uzun zamandır...bu aralar cevabı buldum sanırım?
ne olursa olsun yola devam edeceğim, susarak konuşmalarımı sürdürdüğüm yoluma! bunu yaptığım zaman rahatlıyorum artık! sanırım iç huzur burada...



3 Ağustos 2009 Pazartesi

Godot'yu Beklerken


uzun zaman önce okumuş olduğum eseri, tekrar raftan çıkartıp aldım elime...arkadaşlığımız hala devam ediyor...
......................
ESTRAGON – Çok güzel bir yer. ( Geri döner, rampa kadar yürür, seyircilere doğru bakar. ) Güleç görünümler. ( Vladimir’ e döner. ) Haydi gidelim artık.
VLADİMİR – Gidemeyiz .
ESTRAGON – Niye ?
VLADİMİR – Godot'yu bekliyoruz.
.......................

bu eseri özetlemeye çalışmak Samuel Beckett'e ihanet etmek demektir. eserle ilgili çok yorumlar yapılmış, çeşitli etiketlemeler dahi olmuştur.
Godot'un Tanrı olduğunu düşünenler; eserdeki ağacın "çarmıh" bütün oyunun da Hristiyanlık üzerine kurulu olduğuna inananlar; vicdanın, kaygının hakim sürdüğünü söyleyenler....
ama bir aktör (kim olduğunu bilmiyorum) şöyle bir yorum yapmış belki de en ilginç olanı bu: 'Oyun, çocuklar için çok kolay. Yetişkinler içinse çok zor.'
aktörün torunu şöyle özetlemiş olayı: "İki adam, bir adamı bekliyor. Adam gelmiyor." (: sanırım bazen çok da düşünmemek gerekiyor değil mi?

neyse efenim, benim asıl söylemek istediğim şey; yıllar sonra Godot'yu elime almak çok güzel bir duygu...
ve arada sırada yaptığım, "geçmişte bugün" olaylar zincirine Godot'yu Beklerken eklenecek. 1949 yılında insanlığa Beckett tarafından armağan edilen bu şahane eser, 1953 yılında ilk defa Paris'te Fransızca olarak sahnelenmiş, 3 Ağustos 1955 tarihinde de ingilizce olarak ilk kez Londra'da sahnelenmiştir.

hala elinize almadıysanız, daha fazla gecikmeyin derim...
sevgiler, saygılarrr...