hayatın acı gerçeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatın acı gerçeği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2010 Perşembe

peh

her şey boşuna imiş,
yine teşekkürler dünya...

suskunluğum diz boyu olsun, varlığın varlığıma armağandır...

6 Şubat 2010 Cumartesi

....

4 yıldır, ofise gelirken -farklı güzergahlardan gelsem de-
daim olan bir yolum var...
ofise 5 dakika mesafede, eski bir ev var. dar bir sokak kenarında.
insanın içini ısıtan cinsinden küçük bir ev...
o evin içinden, pencerenin önünden, ismini bilmediğim bir adam gülümser her sabah bana...
o pencerenin önünden her geçişimde, içimden o'na "günaydın" gönderiririm...
kaçırsak da birbirimizden gözlerimizi, 4 yıldır böyle sessiz sedasız merhabalaşırız, suskun arkadaşımla...
o pencerenin kenarında, sabahın sekiz yirmisinde sanki hep beni bekler bir hali vardır suskun arkadaşımın.
ara ara da olsa düşünürdüm; "acaba bir sabah görmezsem ne olur?" diye.
cevabını bugün yapıştırdım bünyeye...
acaba, ne oldu?

3 Şubat 2010 Çarşamba

yansıma



her bir dokunuş öncesi, ışığı yakalayabileceğini düşlüyorsun,
ışığın, içinde gizli olduğunu hiçe sayarak...

ama biliyorsun ki;
her gerçek eninde sonunda bir yansıma!

15 Ocak 2010 Cuma

umudummuş-sun

aranızda dağlar yollar yıllar var iken,
seni o'na sımsıkı sarılı görenler olmuş..

ama artık düşünüyorsun da; o da kaybetmiş gözlerini, senin de kayboluşuna sebep olmuş...
umuduymuş sevdasına, yarınlarına...

gizilliği seziliyormuş sevgilinin,
geçmişsin başka nefesleri,

en çok da hikayen tarafından seziliyormuş gizilliği!

batıyormuş be sevgili, kanatıyormuş, deliyormuş da geçemiyormuş orada saklı kalıyormuş...

bu böyle olmazdı, olamazdı; derken,
bakmışsın ki, çoktan yoldan çıkmışsın.

ne geri dönmeyi istiyorsun ne de yolunu görebiliyorsun artık.
tüketmişken tüm gülüşlerini, nasıl vereceksin hesabı şimdi öyküne?
sormamalısın biliyorsun; ama
öyküne sağınmışlığınla selamlıyorsun alemi...
kabul et; bunu sevmiyorsun!

11 Ocak 2010 Pazartesi

?

gözlerim 'uyku' diye kıvranırken;
ellerim 'kitap' diyordu..
uzandım rafa; ama elim ve gözüm senkronize bir şekilde arkada sıkışmış 11 yıllık kadim dostum deftere uzandı.
dokundum, uzun zamandır dokunmadığımı anımsadım.
kokladım sararmış yapraklarını,
şeritler geçti...küçük küçük karecikler gözlerimin önünden.

an'lık iç dökmelerimi bazen karaladığım; ama en can dostumdu kendisi.

uzun zamandır baskı uygulamamıştım kendisine, özgür bırakmıştım.

rastgele bir sayfa açmak istedim, beni acaba hangi yıla götürecekti merak içinde bekliyordum.
gözlerimi kapattım,
derin bir nefesin ardından açtım sayfayı akabinde yorgun gözlerimi.

7 haziran 2007

karaladığım kelimeleri görür görmez içim titredi.
hiç kimse hissetmiyorsa, babam hissederdi içimdekileri!
7 haziran 2007 günü yaşadığım çok talihsiz bir olay sonrası, kimsenin haberi yokken -ki ben bile olayı kavramaya çalışırken- babam beni aramıştı ve demişti ki:
"sesini duymak istedim ve her zorluğun arkasında mutlaka bir kolaylık vardır demek istedim canım kızım. haydi iyi çalışmalar sana." deyip telefonu kapatmıştı.

sonrasını hatırlamıyorum.
hatırlayamıyorum.
evet, hatırlamak istemiyorum.
..
hayat, bize sunuyor isteyip de istemediklerimizi,
baktığımız pencere mi önemli acaba?
düşünüyorum bazen!

bazen de bakmak istemiyorum, evet istemiyorum.
ama ya bakmak zorunda oluşlarımızı göz önüne alırsak,
bu zorundalıklara dur diyebilecek gücün olduğu sürece, ayakta kalabiliyorsun.
ayakta kalmaktan anladığın ne ise artık!!!
.

5 Aralık 2009 Cumartesi

,

geride bıraktığım ay içerisinde, nefes alışlarıma verişlerime yetişemediğimi düşünmekteyim.

çok hızlı akan zamanın içinde kayboluyorum.
yılmadan aramaya devam ettiğimi görmek bazen korkutuyor, bazen huzurla dolduruyor hikayemi...

demlenen çayım, tezgahın üzerinde beni bekleyen tek fincanım, içinde arınmayı yok olmayı bekleyen 3 adet küp şekerim, tüm korkusuzluğu ile yok eden tek çay kaşığım...hepsi beni bekliyor da; ben neden cevap veremiyorum?

kandırma kendini, cevapsızlığına kanıt değil mi bu? oynadığın oyunda, bürünmüşsün kanıksamışsın bu dipsiz hikayeyi...kabul et yine, bunu seviyorsun!

23 Kasım 2009 Pazartesi

bir pırıltı

bir pırıltı vardı önce; ömür adanacak bir hikayeye,
bir pırıltı kayboldu sonra; hikayeyi yarım bırakmak adına,
bir pırıltı olmayacaktı bir daha; kulak verilen ses hikayenin yarımlığına adamıştı ömrünü,
bir pırıltının geldiği düşünülecekti tekrar; hikayenin yolunu şaşırtmak adına,
bir pırıltı konuştu sonra;
"bıraktım, her şeyi bıraktım, seni bıraktığım gibi..."

6 Kasım 2009 Cuma

geçip gidiyor


gün geçiyordu, tikler taklar bizi beklemiyordu.
öyle bir kayıtsızlık hakimdi ki rüzgarın savurduğu yüzlerde, bedenlerde; kimse söz söyleyecek gücü bulamıyordu kendinde!
radyodaki sese kulak vermiştim, geçip gidiyordu, geçip gidiyordu..
.

..............................
photo: mavi kuş

15 Ekim 2009 Perşembe

yann tiersen - monochrome



Anyway, i can try anything it's the same circle that leads to nowhere and i'm tired now.
anyway, i've lost my face, my dignity, my look, all of these things are gone and i'm tired now.
but don't be scared,
i found a good job and i go to work
every day on my old bicycle you loved.

i'm pilling up some unread books under my bed and i really think i'll never read again.
no concentration, just a white disorder everywhere around me, you know i'm so tired now.
but don't worry
i often go to dinners and parties
with some old friends who care for me, take me back home and stay.

monochrome floors, monochrome walls, only abscence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat, monochrome life, only abscence near me,
nothing but silence around me.

sometimes i search an event or something to remember, but i've really got nothing in mind.
sometimes i open the windows and listen people walking in the down streets.
there is a life out there.

but don't worry
i often go to dinners and parties
with some old friends who care for me, take me back home and stay.

anyway, i can try anything it's the same circle that leads to nowhere and i'm tired now.
anyway, i've lost my face, my dignity, my look, all of these things are gone and i'm tired now.
but don't be scared,
i found a good job and i go to work
every day on my old bicycle you loved.

monochrome floors, monochrome walls, only abscence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat, monochrome life, only abscence near me,
nothing but silence around me.
.............................................................
ama ne olursa olsun devam ediyorum merak etme, edeceğim gibi.......

4 Ekim 2009 Pazar

telaş çemberi

etrafımda bir telaş, meçhul benliğimi içine çekmek için yarış halinde!
oysa ki akşam olunca beni bekleyen sadece kapım...

göz kapaklarım ağır, birgün kapanacak, bunun bilgisi varolduğu sürece her şey boşuna!

bu telaş niye?

sadece rüyalarıma sığındığım bir hayatı yaşıyorum,

devam ediyorum,

23 Eylül 2009 Çarşamba

geçmiş mi dedin...



geçmişte nefes almadan yapılır mı arkadaş?
9 yıl oldu mu bee!!! (aslında 26 yıl!)
vayy anam vayy...
şu Eylül ayında, şu Eylül'ü dillendirmeseydik ayıp olacaktı..
buyrun efem, kulak pası itinayla silinir...
buyrun buyrun (:

19 Eylül 2009 Cumartesi

iyi ki varsın!

rüzgar nereye götürecekti habersizdim...
tepemde bir gök; mavi mi mavi...dalgaların yırtıcı azmi beni sarsmaya devam ediyordu. martılar ki sokak çocuklarıydı zaten denizin...

şu suret amaçsızdı, kaybolmaya yakın tadıyordu tuzu. kusuyordu. tadıyordu. kusuyordu.

kendi girdabında seni de döndürmeliydi, beynin bulanmalıydı, koyuvermeliydin....
dönmedin, koyuvermedin, oysa tek yapman gereken yol almaktı! bu kadar zor olmamalıydı..

sonra anladım, bana farklı bir yol sunmuştun, ben kanmıştım, kandırılmıştım...gerçekten amaçsızlığıma kanıttım!!!

iyi ki varsın!

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Beklemek bir ömür hayatı

karşılıksız yapılıyormuş her şey...yalan! koskoca bir yalan!

belki bir güler yüze, belki küçük bir ilgiye, belki ufak bir teşekküre...
bir tebessüme, bir dokunmaya, içten bir sarılmaya bakıyor belki de yapılan her şey...


istiyoruz, bekliyoruz; ne kadar söylesek de zıddını bunu delicesine istiyoruz...koyuveremiyoruz!

arkadaş diyoruz, kardeş, eş-dost diyoruz...bekliyoruz... (yalan mı?)
kandırmayın kendinizi, kadırmayayım kendimi.

bekleme! ama ömrün beklemekle geçiyor!

BEKLEME BİR ÖMÜR HAYATI...

2 Temmuz 2009 Perşembe

50 kuruş

Bu ne şimdi der gibisin değil mi? Benim ayakta kalma sebebim desem.
Hep konuştuk, hep yazdık, hep sustuk, hep bağırdık ya da bağırdığımızı sandık...
Hani bir söz vardır ya; "Biz büyüdük de kirlendi Dünya!" Aynen öyleymiş...Hep çocuk kalmak da kocaaa bir ütopya tabi ki...Bir savaş var, farkında olmadığımız, olmak istemediğimiz bir savaş; İÇİMİZDE, DIŞIMIZDA!

Cebimde 50 kuruş var ne zamandan beri mi? 2 gündür...Ne mi yapıyorum sağlıklı yaşıyorum; yürüyorum, dışarı çıkmıyorum, çıkmak istemekle beraber çıkmıyorum, kitap okuyorum, ilk önce kendimi kandırıyordum:"aaa bak ne güzel işte oku da adam ol bir daha geçmez bu fırsat eline, ohh ne güzel evindesin dışarısı da zaten cayır cayır yanıyor, ne işin var Antalya sıcağında....." diyerek kendimi kandırıyordum..Ama atladığım bir şey var, ben zaten bunlara yani kitaba, filme vs. hep zaman ayırıyordum ki! Zorunluluktan yaptığım için hiç tat alamıyorum..Ama bitiyor bugün kabus..Cebim maaşımla dolacak.Sömürüldüğüm düzenin kapitaliyle..
sağ olun varolun...ben sizler için varım..
sömür sömürebildiğin kadar...Başka ne işin var ki koca Dünya.......