gökyüzünü seyrelemeyeli uzun zaman olmuştu,
sanırım yenileniyorum...
ne işime mi yarayacak?
bilmem,
her zaman yaptığım gibi deniyorum...
bir de kabul etmeliyim,
çok garip; ama ayakta duruyorum...
öylece........
olsa da!
ayakta duruyorum...
çok şey değişmiş...hikaye değişmiş, başkalaşmış işte...
okuyorum, dinliyorum, bakıyorum, göremiyorum; ama önümde akan zamana ayakta durarak ayak uyduruyorum işte.
garip!
insanlar aşk' diyor başka bir şey demiyor. öyle değil, senin anladığın aşk' gibi değil...sadece bir insanın ötekileştirdiği insana olan aşk' ından söz eyliyorlar. yazıyorlar, çiziyorlar, küfürleri sallıyorlar...
sanki o geçirilen "güzel" diye adlandırılan an' ları beraber yaşamamışlar gibi, el sallanması gereken geçmişi kabul edemeyen, yolda görse içinde barındırdığı cani kişiliği dışavurup gözlerinin bakışına son verecek noktaya getiriyorlar işi...öyle alelade...sıradanlaştırmayacaksın...yaşadığın aşk' a sahip çıkıp, yaşadığın güzelliğiyle bırakacaksın...kanatmayacaksın, nefes almasına izin vereceksin...ama yok!
kime ne söylüyorum ki?
bu da garip!
ya da evet duyuyorum sesini;
"sensin garip!" diyorsun... öyle olsun!
bak tik-tak gösteriyor.
masamda oturmuş, anlamını bilmediğim hikayemde, ne istediğimi bilmediğim adımlarımı atarken;
kalktım geldim.
aslında sana uzun uzun yazmak isteği de oluştu içimde. ama o iç yok mu? hep bir devinim halinde. sıçtığımın içi!
ne tükenmezmiş...
tükenmesin mi?
tüketildi...
şimdi yapım aşamasında...
kim bilir, bir gün
belki bir gün
kullanıma hazır hale gelir ha ne dersin?
iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç ses etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Haziran 2010 Salı
3 Haziran 2010 Perşembe
...daha...
daha...
fotoğrafını çekeceğim milyonlarca güzellik var.
daha fotoğraflayacağım milyonlarca "durum" var. milyonlarca sevinç, acı, hüzün, hayal, coşku, doğum, ölüm, koku...
daha kokusuyla sarhoş olacağım yüzlerce bebek var. bu doğan bebeklerin pek çoğu insan olmadan gidecek buradan; fakat onların kokusunda benim umudum var. onlardan pek azı taşıyacak ruhumu öteye...
...
..
.
daha...
okuyacağım binlerce kitap var. milyonlarca sayfa çevirmesi gerekiyor bu parmakların. bulmak için!
bu yangın yerinde, bu yüzeysellikte, bencillikte, ikiyüzlülükte ve bu çağda hep bir sonraki sayfaya itilen insancıllığı, sevmeyi, "iyi"ye hizmet eden bütün kavramları ve doktrinleri bulmak için.
daha...
dinleyeceğim ve bu bedenin son nefesine kadar bir parçası olduğunu bildiğim bir "müzik" var.
fotoğrafını çekeceğim milyonlarca güzellik var.
daha fotoğraflayacağım milyonlarca "durum" var. milyonlarca sevinç, acı, hüzün, hayal, coşku, doğum, ölüm, koku...
daha kokusuyla sarhoş olacağım yüzlerce bebek var. bu doğan bebeklerin pek çoğu insan olmadan gidecek buradan; fakat onların kokusunda benim umudum var. onlardan pek azı taşıyacak ruhumu öteye...
...
..
.
daha...
okuyacağım binlerce kitap var. milyonlarca sayfa çevirmesi gerekiyor bu parmakların. bulmak için!
bu yangın yerinde, bu yüzeysellikte, bencillikte, ikiyüzlülükte ve bu çağda hep bir sonraki sayfaya itilen insancıllığı, sevmeyi, "iyi"ye hizmet eden bütün kavramları ve doktrinleri bulmak için.
daha...
dinleyeceğim ve bu bedenin son nefesine kadar bir parçası olduğunu bildiğim bir "müzik" var.
daha...
o güzel türkçeyle ağzımı doldura doldura esnete esnete "amuğaa goyumm 'rospu çocuu" diye söveceğim milyonlarca insan olacak. ben söveceğim can baba hayat bulacak, can hayat bulacak ben söveceğim... sövdüğüm insanların daha dün bebek bebek koktuklarını bilerek söveceğim. sövgümle seveceğim onları. her yerde sevgiden bahsedeceğim! son nefesime kadar ama ne anlatırsam anlatayım, ne söylersem söyleyeyim kendimi hep nazım'ı taklit ederken bulacağım. sonra susup sazı ona vereceğim. o da diyecek ki;
...
..
.
daha…
daha…
daha ne yaptın ki yoruldun küçük kız…
daha ne kadar nefes aldın ki batıyor aldıkların…
kendine gel! kendine gel! kendine gel!
bırak şu bencilliğini ve serzenmeni, ağlamanı bırak!
daha neyin ne olduğunu öğreneceğin ve öğreteceğin milyonlarca çocuk var!
daha kök saldıracağın milyonlarca ağaç var!
daha saldıracağın milyonlarca zevk var!
daha açtıracağın milyonlarca çiçek var!
bırak artık uzak durmayı kendine. daha kurtaracağın çok çocuk, okuyacağın çok kitap, dinleyeceğin çok müzik var…
tarafını seç!
bencilliğini tekrarlayacak mısın?
senin iyiliğine muhtaç milyonlarca çocuk varken, hala kendini düşünmeyi bırakmadan ağlayacak mısın?
yoksa bu yangın yerinde! nemli yapraklarıyla nemli topraklardan çiçekler mi doğuracaksın! şu bedenindeki can suyunu onlar için seve seve feda ederek çoğalacak mısın yoksa bencilliğinin içinde boğulacak mısın?
tarafını seç!
kendine gel!
kalemi batıran
mavi duvar
kalemin battığı an:
00:02:00
28 Mayıs 2010 Cuma
safra
ne zaman anlayacağım!
kötünün safrası, kendini üstün hissetme ve rahatlama
geliyorum buraya, görüyorum. öykü'yü bildim bileli
midesinde bir yanma...
safra!
kötünün safrası, kendini üstün hissetme ve rahatlama
seansları küçük insanların. insanlar,
korktuğu için saldıran
aldatan
kör olmuş
insanlar...
küçük "büyük insanlar"
bu safrayı tam da bu safraya kusman gerekiyor. bunu
görmediğin süre boyunca olamazsın kendine "dost"
olamazsın kendine yakın.
bırakılması zorlaşır sigaraların,
kendine-dost-olamazsan
küçük bir oyundur yaşamın.
6 Şubat 2010 Cumartesi
le battement d'ailes du papillon (2000)
dünya'yı değiştirmeyen bir davranış bulamazsın, en önemsizinden bile olsa.
her detay, her hareket ne kadar küçük olursa olsun, sonsuz olaylara sebep olabilir ve bu sebeple sonsuz bir yankısı ve muhteşem etkileri olur.
okyanus suyunu yükseltmen için yalnızca işemen yeterlidir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


